16 Haziran 2010 Çarşamba

Elano ve Islıklamaya Hazır Küçük Hakanlar

''Abi, Rijkaard'ı gözümüzde fazla büyütüyoruz'' tadında, ''Rijkaard futboldan anlamıyor'' gibi güzide medya sözlerine benzer şekilde eleştiriyoruz Elano'yu da. İyi ki gol attı, asist yaptı, şimdi fiyatı da arttı böylece elden çıkarırız, iyi paraya satarız diyenler de var.

''Halbuki bizim Selçuk daha iyi ondan; şuna bak, herif milli takımda oynuyor bizim Santos oynamıyor'' diye beğenmeyen Fenerbahçeli arkadaşlar gibi de olabilirsiniz, ''abi bizim takımda milli takımda oynadığı gibi oynamıyor'' diye sevmiyor da olabilirsiniz Elano'yu.

Ancak bu düşüncelerin hiçbiri onu kötü oyuncu yapmaz. Elano'nun kumaşı bellidir esasen ve kaliteli bir orta saha oyuncusudur. Hücum gücü savunma yapmasından daha iyi burası çok açık. Galatasaray, topu ileri taşımak konusunda Brezilya milli takımının çeyreği kadar değilken, Rijkaard da mecburen Elano'yu Topal'a yakın oynattı. Bu yüzden Sarp gibi bir adamı Elano'dan daha fazla hücumda gördük tüm sezon. Musatafa Sarp'ın girdiği pozisyon sayısı ile Elano'nun girdiği pozisyon sayısını düşününce sanırım bu dediğim doğru çıkacaktır. Hala inanmayan varsa Sami Yen'deki Fener maçında, 3. dakikada Sarp'ın girdiği pozisyonu hatırlatırım, neredeyse Elano'nun böyle bir pozisyonu yok.

Hücum potansiyeli, defansif yeteneklerinden fazla bir oyuncuya defans yaptırırsanız doğal olarak ondan aldığınız verim azalır. Ve aslında tam olarak Elano'nun başına gelen şey budur. Elano'nun milli takımda neden oynadığı konusunda Fenerbahçeli arkadaşları ikna edemeyişi ve belki de fenerlilerin bu tavırlarını ciddiye alan Galatasaraylıların satalım satalım diye tutturmasının sebebi onun sergilediği performanstır.

Ancak bazıları farkına varamıyor Elano milli takımında niye bu kadar performans gösterdi diye. Acaba Brezilya takımında iyi oynamasının bir etkisi, kendi milli takımı için oynuyor oluşu olamaz mı? Bir futbolcuyu, kardeşim milli takımda niye bu kadar iyi oynuyorsun, diye eleştirmek tümden cahilliktir kanımca. Sizler kendi milli takımınız iyi oynasın başarılı olsun istemez misiniz? Bunu Elano da isterse, milli takımın başarılı olması için elinde de fırsat varsa, milli takım formasını giymişse, iyi oynuyor diye eleştirilir mi? Ayrıca, City'den yakın arkadaşı Robinho'nun orada oluşu bir diğer etkendir onun performansında bence. Elano bize, bizim takıma yeteri kadar alışamadı belki de. Bunu da düşünmek lazım.Belki de Galatasaray takımında arkadaşlık ortamı oluşmadı/oluşturulamadı. Elano'nun performansı bize bunu düşündürmeli, takım içi politikalar ya da mevcut gruplaşmalar gelmeli akla. Biz de yürekten oynamıyor, formanın hakkını vermiyor, dünya kupasını düşünüyordu, kendi kariyeri için geldi zaten bizim takıma, diye yanlış yorumlar da bulunmak durumun özüne aykırı duruyor.geçtiğimiz sezon Elano'nun kayarak, yatarak top çaldığını gördüm çok kez, ilk yarı istatistikleri ortaya çıktığında en çok koşan oyuncu olduğunu gördüm, kimse tutup ta yürekten oynamıyor demesin Elano için. Bu tamamiyle gerçek dışı bir yorum.

Bunun yanında bir futbolcu elbette kendi kariyerini düşünecektir. Eminim dünya kupasında oynayabilmek adına Fenerbahçe'de bile forma giyecek Galatasaraylılar vardır; ya da tam tersi. Ama sırf bunun için Elano'yu suçlamanın ve suçlayan insanlarla aynı fikirde olmanın tanımını buraya yazmak istemem.

Oynadığı mevki değişirse, onun takıma katkısının, Keita'nın katkısından fazla olacağını düşünüyorum. Bazıları milli takım perfomansı nedeniyle Franco'yu, Arda'yı ıslıkladıkları gibi Elano'yu da ıslıklamaya şimdiden hazırlar. Yürekten oynamıyor diye eleştirmeye hazır Küçük Hakanlar var aramızda, medyada.

Bugün dünya kupasında oynayıp, daha ilk maçtan bir gol bir asist istatistiğini ortaya koyan futbolcuyu herkes kendi takımında görmek ister ve Galatasaray yönetimi de orta sahayı boşaltmak ve koca bir sezonu yine heba etmek niyetindeyse hiç durmaz 10+ milyon avroya satar. Ama bu Meira transferi gibi fevkalade yanlış bir karar olur. Eğer Elano gitmek isterse durum elbette farklı. Ama Elano'yu ıslıklama taktiği ile gönderme olasılığı da her zaman mevcut olacaktır. Sonrasında arkasında söylenecekler belli zaten:
Soğuk bir kişiliği vardı...
Takıma uyum sağlamayadı...
Zaten dünya kupası için gelmişti...
Brezilyalılar hep böyle oluyor zaten...
Lincoln gibiydi, Jo gibiydi...

Bu cümleleri duyarsak bilin ki, Quaresmalar, Anelkalar, Elanolar, Dos Santoslar gelmiş ülkemize ama Türk futbolunda ve zihinlerde değişen bir şey olmamış.

Küçük! Hakanlara selam olsun...

13 Haziran 2010 Pazar

Hürriyet ve Arda Turan

13 Haziran 2010 Pazar tarihli bugünkü Hürriyet Gazetesi'nin kapak sayfasının manşetinde "AS Plakalı cipe Maymun Fıkralı Cevap" başlığı altında Şükrü Kızılot imzası ile yayınlanan yazıda yer alan hakkımdaki diyalogların tamamı bir senaryodan ibarettir.

Ne benim ne de kız arkadaşım Sinem Kobal'ın AS plakalı bir cipi olmadıgı gibi, herhangi bir kişiye de bu konuda yapılmış yorumum yoktur. Var olmayan bir cipe, var olmayan diyaloglar yaratıp hayal ürünü yazılarla haftasonu gazeteciliğini  mesnetsiz öykülere dayandırmanın; yazının içeriğinde yer alan fıkradan da komik olduğu ve Hürriyet gibi bir markayla uyuşmadığı kanaatindeyim.

Ayrıca bir süredir Hürriyet Gazetesi'nde benimle ilgili yer alan bu ve benzeri yalan haberleri şaşkınlıkla karşılıyorum.                                                   

Arda Turan
Galatasaray Profesyonel Futbol A Takımı Kaptanı



Bu ülkede gazeticilik yapıyoruz, yazarlık yapıyoruz deyip aydın geçinen insanların, sağda solda bir gazete köşesinde kendilerine yer bulup akıllarına geleni yazmaları ve bu yazılanların güya editörlük süzgecinden geçirilmesi ve insanlara sunulması ne kadar akıllıca?

Bu şekilde yapılan bir gazeticilik, yayımcılık ve yazarlık ne kadar düzgün, etik?..

Devir eskiden olduğu üzere TRT'nin tek kanal olduğu devir değil artık. İnsanlar çok şükür ki, bazı şeylere kendileri ulaşır oldular. Ama bu insanlar hala daha azınlık. 

Bu ülkede yıllardır en çok satan gazeteden, artık bir yayımcılık kültürüne sahip olması beklenir. Gazete, internet sitesi de dahil olmak üzere,  rezalet seviyesinde haberler ve anlamsız içeriklerle dolu. 

Tabi Hürriyet'in ikiz kardeşi Milliyet'in de ondan aşağı kalır yanı yok. Gazeteyi alırsanız bir gün okumak için, haberler de içerik adına hiçbirşey ama hiçbirşey olmadığını biraz dikkatliyseniz sezersiniz. Manşetten bir haber verirler. Altında ise, içeriğe yönelik bir alt başlık. Haberi okumaya başlarsınız fakat az önce okuduklarınızı tekrar etmişlerdir birazcık. Diğer paragrafa geçersiniz, bir veya iki cümleyi geçmeyen bir bilgi görürsünüz ve ilk paragrafı yine tekrar etmişlerdir. Haber vermek ya da gazetecilik adına hiçbirşey yapılmamıştır ve birden haber bitiverir. Manşet, alt başlık ve iki paragrafta dahep aynı şeyler vardır. Anadolu Ajansını takip ederseniz daha çok bilgiye ve habere ulaşabilirsiniz. Okuyucuyu haber ve bilgiye doyurmak adına hiçbir şey yapılmaz bu gazetelerde. Sadece gazetenin sayfalarını doldurmak adına tekrarlanan başlıklar, tekrarlanan manşetler ve kısacık bilgi barındırır bu gazeteler. Elleriniz boyayan sayfalarca reklam barındıran gazeteler, kalitelerini düşününce, oldukça pahalıdır verdikleri anlamsız ekler yüzünden. Avrupa'da bu kadar çok reklam içeren gazeteler bedava dağıtılrken yurdum insanı bu gazetelere para vererek alır. İçinde bilgi namına neredeyse hiçbir şey bulunmaz bu gazetelerde.

Yukarıdaki cümleler sadece Arda Turan söyledi ya da Galatasaraylı olduğumdan yazılmadı, bunları uzun zamandır düşünüyordum. Artık insanların farkında olmaları gerekir diye yazıyorum. Zaten Küçük! Hakan gibilerin orada ne için yazdığı ortaya çıktı sanırım. Farkında olmayanlara selam olsun.

Tekrar ediyorum: Hürriyet Gazetesi bir paçavradır, okuyan da takip eden de dangalaktır! 

4 Haziran 2010 Cuma

NTV'yi nasıl bilirdiniz?

Hani bir söz vardır cenazeler sırasında söylenen. İmam sorar ölmüş şahsın yakınlarına: Ey cemaati müslim! Merhumu nasıl bilirdiniz?Tabi merhumun son yolculuğuna gelmiştir sevenleri ve genellikle derler ki, iyi bilirdik...

Tam olarak ne zaman başladı bilemiyorum ama Türkiye ve dünyadaki gelişmelere, etrafımda olup bitenlere şüpheyle yaklaşır, soru sorar oldum. Türkiye şartlarında, abartmak gibi olmasın ama, üniversite okumanın bana en büyük faydası bu oldu demeliyim. Bu son cümlemi belki olur da açıklama fırsatım olur başka bir yazı ile ama konuyu dağıtmak istemiyorum şimdi.

Üzerinde millerce yol gittiğim bu dünyada, birçok konuyu şüpheyle araştırmaya, bir bilim adamı edası ile düşünüp sorgulayarak olası mantıklı sonuçlara ulaşmaya, sabit fikirli olmayıp geniş çaplı düşünerek ve soru sorarak gerçek bilginin farkında olmaya çalıştım.

Nerede yaşıyor, kim ya da hangi dine mensup olursak olalım bugüne kadar yaşamış tüm mantıklı insanoğulları gibi bizler de, gerçekleri bilmek isteriz. Günümüz dünyasında, hele hele bilgi çağını yaşayan bizler için, bilgiye ulaşmada en temel araçlardan biri olan internette doğru, tarafsız ve gerçek bilgi, neredeyse herşeyden daha önemli.

Sizleri bilmem ama ben NTV'yi takip ediyorum haberlere ulaşmak için. Tarafsız, bağımsız ve okuyuculara yalın haber ulaştırma çabasında, izlenimini bırakıyorlar sizde. Ntv'nin yayın hayatına başladığından bu yana hep böyle olduğunu gözlemledim. Ama dedim ya şüphe ediyorum diye...

Keanu Reeves Matrix'te, nasıl dünyanın bir yanılsama olduğunu anlıyorsa, zaman zaman www.ntvmsnbc.com adresi de bana, benim de böyle bir yanılsama içinde olduğumu gösteriyor.

Bunun en son örneğinin linki burada. (tabi ben bu yazıyı yayımladıktan sonra bu link kaybolmaz ya da değişmez ise)

Bu haber diğer haberlerden hiç te farklı değil aslında. Zaten haberin içeriğinde veya formatında gazetecilik ya da internet gazeteciliği konusunda herhangi olumsuz bir durum söz konusu değil. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, haberin altında yorum yapma seçeneğinin olmaması.

Son günlerde İsrail-Türkiye arasında geçen ilginç durum için herkesin öyle ya da böyle bir fikri vardır herhalde. Ancak Türkiye'de imam olarak çalışmış; Amerikan eski dış işleri bakanının tavsiye mektubu ile Amerika gibi bir ülkede eğitimci sıfatıyla oturma ya da çalışma izni almış; zararlı olması sebebiyle kendisiyle ilgisi olduğu bilinen okulların tamamını,  Rusya Devleti tarafından kapatılmış; Türkiye'de fikri hür vicdanı hür öğrenci yetiştirmekle yükümlü ilkokul öğretmenlerinin bile, çok önemli bir şahıs diye nitelediği; Türkiye'deki  doktorların ve tıb (b!) ilim(!)inin yetersiz kalması sebebiyle, Amerika'da yaşayan hasta bir kişinin, son günlerde meydana gelen bu olayla ilgili ''taa Amerikalardan'' görüş bildirmesi hakkındaki bir haberin altına yorum yapılamıyor oluşu, insanı oldukça düşündürüyor.

Acaba; İsrail'i her koşulda kayıtsız şartsız destekleyen Amerika gibi bir ülkede, çalışma ya da oturma izni alarak yaşayan; büyük din alimi diye nitelenen; ''hadi'' dese, birçok eğitimli cahil insanı peşinden sürükleme potansiyeli olan bir adamın, müslüman bir ülkenin ölen müslüman vatandaşlarının yanında olmayıp, israil'i haklı bulmasına mı kafa yorayım; yoksa Ntv'nin bu haberinin altına yorum yapma seçeneğini koymamış olmasına mı kafa yorayım, bilemedim.

Neyse ben en iyi bildiğim şeyi yapayım soru sorayım.

Ntv'yi nasıl bilirdiniz?

18 Mayıs 2010 Salı

Anket Sonucu: ''Kim Gitsin?''


Bir süre önce iki anket düzenlemiştim. Bunlardan ilki sezon başında edilen sabır yeminlerinin ve Rijkaard'a olan desteğin sezon sonuna doğru hala devam edip etmediğini gözlemleyebilmek içindi. Bu anketi 2010 sonuna kadar gözleyebilmek adına süreyi uzun tuttum.



İkinci anket ise takımı yakından takip edenlerin fikirlerini daha net bilmek için düzenlendi. Tesadüfen ankete 100 kişi katıldı. Oy kullanan ve devam etmekte olan ankete oy kullanacaklara teşekkürlerimi ileteyim öncelikle.

Bu sıralar yaşadığım şehri değiştirdiğimden, taşınma işlerim ve diğer özel işlerim sebebiyle yazamıyorum. Ayrıca düzenli blog yazmak gerçekten zahmetli bir işmiş, eğer yaptığınız işi özenerek yapmak çabası içindeyseniz. Bu yüzden tecrübeli ve sürekli yazan blog yazarlarına selam olsun. Onların ellerine sağlık diyeyim.

Gelelim anket sonucuna, seneye takımda hangi futbolcuları görmek istemediğimize.

Leo Franco: 75 oy - %75

Kim gitsin'in en gözde ismi olmayı başardı. Anket başladığında henüz fener maçını oynamamıştık ve en fazla oy alanlardan biri olmasına rağmen, Ayhan Akman'ın aldığı oyun yarısı kadar sevilmiyordu. Fenerbahçe maçında yediği o gol kariyerinde önemli noktalardan biri oldu belki de. Özellikle ikinci yarı bir düzelme vardı performansında ve takıma uyumu çok geç oldu ama benim tespitim yıldızımızın Leo Franco ile barışmadığıdır. Adnan Polat'ın yaptığı açıklama ile seneye takımda onu görmeyeceğimiz kesinleşti. Bu açıdan oy kullananlar mutludur herhalde. Ancak Leo Franco aramızdan ayrılırken, onun kişiliği ve takımın menfaatleri açısından kulübe sorun çıkarmamış bir futbolcu olduğu notunu düşmeliyiz. Bu yüzden fiyasko bir transfer diyemem, varılan sonuç itibariyle kötü bir transfer olduğu ön plana çıkıyor elbette. Onun kalecilik performansı bizim beklentilerimizi karşılamadı maalesef, belki de beklentilerimiz çok üst düzeyde ama yine de ismi güzeldi bizim kalemizde... Her ne olursa olsun Leo Franco çok ama çok kötü bir kaleci değildi kanımca. Çok beğenmediğim taraftarımızın Fener maçında olmaması gereken tepkisi nedeniyle, demoralize oldu ve medya ve taraftar tanrılarına kurban edildi bir şekilde.

Gökhan Zan:  59 oy - % 59

Bu senenin çoğunu yine sakat geçirdi. Teknik açıdan aslında Servet'ten daha iyi bir oyuncu olsa da taraftar olarak biz ondan pek haz etmedik tıpkı Franco gibi... Seneye sezonun büyük kısmında yine sakat olarak göreceğiz onu muhtemelen. Sözlemesi 2011 mayısında bitiyor. Keşke Topal gibi onu da elden çıkarma şansımız olsa. Ama belli mi olur, belki geçen sene olduğu gibi takımda defans oyuncusu kalmaz ve Gökhan da forma giyer birkaç maç. Uzun vadede hiçbir yararı olmayacak kanısındayım. Servet,Sarp,Gökhan üçlüsü seneye en nefret edilen 3'lü olmak için şimdiden en güçlü adaylar. Tabi Rijkaard muhtemel bir revizyon yapacaktır. Bakalım seneye Gökhan'ı Acıbadem'de görebilecek miyiz sarı kırmızı adına...

Ayhan Akman:  55 oy - % 55

Bu sene çok kötü bir sezon geçirdi. Sözleşmesinin 2012 Mayısında biteceğini ve yaşını düşünürsek, Ayhan ile yollarımızı ayırma şansımız oldukça az gibi. Şu anki haliyle Elano değil Emre Çolak ve takıma katılabilirse Cumhur'un yedeği olma olasılığı daha fazla. Aslında Ayhan, Rijkaard'ın oynatmak istediği sisteme en fazla ayak uydurması gereken oyuncumuzdu mevcut orta saha repertuarı içinde fakat kendini bu sene ortaya koyamadı. Rijkaard'ın çokça Galatasaray'ın geleceğine yatırım yaptığını düşünmüyorum. Sonuçta buraya 5 senelik bir kontrat ile gelmedi. Bu yüzden Ayhan Rijkaard'dan formayı alamadıysa bu yaşı sebebiyle değil, kötü performansı sebebiyle olsa gerek. Gençlere fırsat vermeyi seven Rijkaard ona bir sezon daha şans verecek mi hep birlikte göreceğiz.

Servet Çetin:  49 oy - % 49

Pas futbolu nerde Servet nerde, dedirtecek kadar ciddi hatalar yaptı sezon boyunca. Beceriksizce uzun top oynamaya çalışması ve Hakan Balta - Neill ikilisi (Amerika'nın keşfi gibi) formülü bulunana kadar taraftarı en çok çıldırtan bu adamın satılması, taraftar için takıma yeni ve çok kaliteli bir transfer yapılmış hissi yaratacaktır. Sözleşmesi 2012'de bitecek olması, takas yolu ile ülkede bir Anadolu kulübüne gitmesi ya da Avrupa'ya transferi ihtimalini güçlü kılıyor nazarımda.

Jo Alves:  42 oy - % 42

İzinsiz ülkesine gitmesi ankete katılanların haklılığını ortaya koyuyor. Belki çok yetenekli ama kendisi için over-rated kelimesi sözlükteki en uygun kelime sanki. Tıpkı Nonda gibi sisteme uygun bir futbolcu değil. Bakalım kendini tekrar nerede ispat etme şansı olacak?

Mustafa Sarp: 41 oy - %41

Rijkaard'ın prensi dediler, Topal ile beraber olmaz dediler, ileri oynamak konusunda Topal'dan daha iyi dediler, gol atıyor dediler. Kısacası birçok şey yazıldı çizildi. Fener'e o golü atsa bu kadar oy alır mıydı bilinmez ama, güçlü fiziğine rağmen, sistem için olması gereken yetenek o değil gibi. Keşke onu da satabilsek Avrupa'ya. Sözleşmesi 2011 Mayıs'ta sona erecek. Seneye görme ihtimalimiz fazla gibi.

Serkan Kurtuluş: 40 oy - % 40

Bu kim yahu diyenler olabilir. Şöyle cevaplayalım. Bursa'nın bize attığı ya da bu adamı kim tavsiye ettiyse onun yüzünden Galatasaray'ın yiyebileceği en büyük kazık bence budur. 1 milyon euro verip neredeyse hiç faydalanılmayan bir futbolcu. Kardeşi daha iyi ve en azından oynuyor. Adnan Sezgin ile birlikte takımdan ayrılmasına acil ihtiyacımız olan isim. Artık sağ bek ve sağ açık için çok alternatifimiz mevcut ne de olsa. 

Barış Özbek:  36 oy - % 36

Kendisini bütün sezon boyunca Rijkaard'a Neskeens'e ispat etmeye çalışıp, her ne kadar zorunlu nedenlerle olsa da, formayı giymeyi başardığında oynadığı futbolla herkesin dudak bükmesine sebep oldu. Ortalıkta deli danalar gibi koşup, gelene geçene faul yaptı, çok kez sarı kart cezalısı oldu ve kırmızı kartları da cv'sine ekledi.  Mental eksiklikleri açısından Caner ve Arda ile yarıştı hatta onların son virajda önüne geçti. Her an patlamaya hazır bir bomba gibi ortalıkta bu kadar çok koşarak asla bir yere varamayacaktır. Rijkaard'ın onu takımda istemeyeceğini düşünüyorum. Tabi alınacak orta saha oyuncularının kalitesi de belirleyici olacaktır. Belki iyi bir yedek olur mental sıkıntıları aşmayı başarırsa..

Caner Erkin:   27 oy - % 27

Sizleri bilmem ama takımda Giovanni'den sonra kalmasını istediğim en önemli oyuncu. Arda'nın da kalmasını istiyorum en az Rijkaard kadar. Ama Caner'in bonservisinin alınmasını daha çok önemsiyorum. Caner Atletico Madrid maçında yapmış olduğu hataları tekrarlamayacaktır. Birçoğumuz Emre Belözoğlu'nu andıran hakeme itirazlarına ve kendini parlatmaya oynayan futbolu ile pas atmayan bencilliğine kızıyoruz elbet ama Rijkaard-Neskeens ile pişmesi ve hücum futbolu sofrasında harika bir yemek olarak önümüze servis edilmesi muhtemel potansiyel süper bir sol bek Caner Erkin. Onun mücadele edişi ve hırsı tıpkı Lucas Neill gibi. rakibi ısıran bir oyuncu Caner. Sol açık oynayabilmesi de kadroda bulunmasını özel kılacak bir unsur. Takımın Lucas gibi Caner gibi daha çok oyuncuya ihtiyacı olduğu kanısındayım, özellikle orta sahada. Misal Caner'i Fenerbahçe'de görmek istemem. Emre Belözoğlu'nun orta sahadaki ısıran defansif oyunu nasılsa bizim de Caner'e ihtiyacımız var. Tabi mental açıdan daha olgun ve futbolu kolektif oynayabilen sol bek Caner'i ilerde bol sıfırlı rakamlarla Avrupa'ya pazarlama şansımız oldukça yüksek. Özellikle Caner için sizin de düşüncelerinizi merak ediyorum.

Emre Aşık:  26 oy - % 26 

Jübilesini yapacak olması dolayısıyla pek değinmek niyetinde değilim. Görev onu çağırdığında hep hazır bir oyuncu idi. Oynadığı dönemlerde ise standart olarak neredeyse her maç elle oynaması ya da penaltıya sebebiyet olması  yüzünden ben onu pek sevememiştim. Seneye onu göremeyeceğiz.Hoşça kal Emre Aşık.

Aykut, Uğur Uçar: 14 oy - % 14

Aykut'u sevmeyen bir çekirdek kadronun olacağını tahmin etmiştim. Ama Franco'dan sonra bu sayının az kaldığını düşünüyorum. Sanırım Aykut'tan yakınmalar seneye çoğalacaktır. Yine de Aykut'a yıllar önce verilmeliydi bu şans. Çok geç kalındı. Umarım yine bir fener maçında ya da en kritik maçların birinde ''epic fail'' yaşamayız onun yüzünden.

Gariptir ki, Uğur Uçar aslında potansiyeli yüksek bir oyuncudur. Sakatlık sonrası eski formuna tam ulaşamadı. Seneye rakabet etmesi gerekecek çok oyuncu olacak. Sol bek için A2'den Berk Neziroğulları bile ona şans tanımayacaktır bu formu devam edecekse. Sağ bek onun için en uygun mevki ama Rijkaard gibi bir hoca karşısında ehlileşen Sabri ona formayı zor gösterir. Neden bilmiyorum Uğur Uçar'a karşı içimde tarif edemediğim bir sempati var. Onu daha iyi şekilde görmeyi arzu ediyorum her oynadığında ama eski asistlerini görememek beni üzüyor. Sanırım bir sene daha töleransı olacaktır.

Elano, Arda:   13 oy  -  % 13

Arda ile şu an yazılması gereken çok şey var ve bunların çoğu yazıldı, çizildi, tekrar etmek lüzumsuz. Ama Arda'nın kalması gerektiğini düşünüyorum. Belki Arda'ya kaptanlık verilmese, biz de mütevazi Ardamızı sevmeye devam etseydik daha iyi olurdu. Umarım gitmez ve seneye daha iyi bir Arda izleriz.

İçimde bir ses Elano Dünya kupası sonrası takımdan ayrılacak diyor ve ben hemen o sesi kısıyorum dimmerinden. Elano aslında oldukça yetenekli bir futbolcu ama takımda kendini ispat etmek adına  oynamadı Caner gibi, Arda gibi. Onu bir takım oyuncusu olarak kabul etmek gerek. Biraz daha orta sahanın önünde oynarsa en azından 4-2-3-1 oynadığımızda orta sahadaki defansif ikiliden biri olmasındansa, ilerideki 3'lünün parçası olması daha iyi olacaktır. Zaten koşan bir oyuncu, Alexvari eli belinde oynayan biri olmayıp, gerektiğinde kayarak top çalan bir orta saha. 4-1-2-3'te, yanında topla alış verişi iyi olan kaliteli bir orta saha ile daha iyi oynayacaktır. Sonuçta bugün Messi'den 10 kat daha yetenekli de olsanız futbol bir takım oyunudur. Elano'yu bu açıdan değerlendirmek gerek. Ben ondan oldukça umutluyum...Bakalım Dünya kupasında neler yapacak?

Sabri:  12 oy - % 12

Düzelmiş ve ehlileşmiş bir Sabri'ye bile 12 oy çıktı. Hala onun şut atmasına ve arkaya adam kaçırmasına gıcık olanlar var ve ben bu konuda yalnız değilmişim meğer. Yine de kalması gerekli. Rijkaard da zaten faydalı bir oyuncuyu bırakmayacaktır.

Keita: 11 oy - % 11 

Fenerbahçeli arkadaşların Keita için oy kullanmış olabileceği konusunda şüphelerim var. Şaka bi yana eğer Keita bu seneki performansının üstüne koymaz ise seneye oyundan alınan en çok oyuncu olmaya aday. Kendisi iyi bir kanat oyuncusu. Umarım onu bırakmaz Galatasaray ve umarım seneye sakatlanmaz. 

Son olarak Ankete bir isim eklemeyi unutmuşum. 

Adnan Sezgin.. 

Franco'dan daha fazla sevilmeyen biri varsa eğer o da Adnan Sezgin olmalı herhalde. Serkan Kurtuluş gibi über yerli transferlerin yanı sıra altyapıdan yetişen genç ve yüksek potansiyeli olan futbolcuları yanlış kiralama yöntemleri ile yanlış takımlara gönderilmesinde başrol oynayan / oynaması muhtemel bu şahısı görmek ısrıtap verici olsa gerek tıpkı Franco'nun yediği o gol gibi.

Not: 10.yıl anısına Uefa T-shirtlerimiz çok güzel olmuş. Antalya'da satışa çıkar çıkmaz tükendiğini belirtmeliyim. Bir tanesini satın alabilmiş olmak ve 17 Mayıs'ta giyebilmiş olmak oldukça mutluluk verici. Almasanız da mutlaka gidin görün.

Nice mutlu 17 Mayıslara... 

Anket sonucu
--------------------
Leo Franco
  75 (75%)
 

Servet Çetin
  49 (49%)
 

Emre Güngör
  6 (6%)
 

Gökhan Zan
  59 (59%)
 

Emre Aşık
  26 (26%)
 

Sabri Sarıoğlu
  12 (12%)
 

Uğur Uçar
  14 (14%)
 

Serkan Kurtuluş
  40 (40%)
 

Caner Erkin
  27 (27%)
 

Hakan Balta
  5 (5%)
 

Barış Özbek
  36 (36%)
 

Ayhan Akman
  55 (55%)
 

Mustafa Sarp ''16''
  41 (41%)
 

Mehmet Topal
  18 (18%)
 

Elano Blumer
  13 (13%)
 

Arda Turan
  13 (13%)
 

Emre Çolak
  2 (2%)
 

Gio dos Santos
  9 (9%)
 

Keita
  11 (11%)
 

Joao Alves
  42 (42%)
 

Milan Baros
  4 (4%)
 

Harry Kewell
  7 (7%)
 

Lucas Neill
  3 (3%)
 

Aykut Erçetin
  14 (14%)
 

Ufuk Ceylan
  3 (3%)
 




29 Mart 2010 Pazartesi

Galatasaray 0 - 1 Fenerbahçe, Franco Öldü, Ruhuna Fatiha!


Daha önce düşündüğüm ve yazdığım şeyler gerçekleşti. Bundan dolayı üzgünüm ama belki de hepimizden daha üzgün biri daha var. Bu ''Ben berbat bir kaleciyim'' diye adeta haykıran Leo Franco değil elbette. Üzgün adam Rijkaard...

Bursa'nın kaybetmesiyle ve gelecekteki planlar adına, kazanılması gereken bir maçtı ama olmadı. Rijkaard'ın bu maç için stratejisi doğruydu kanımca. İlk yarının hemen başında kısa bir süre Keita'yı Jo ile oynattı ilerde, süpriz bir gol düşündü, baskı kurup öne geçmeyi planladı, olmadı. İkinci yarıdaki futbolu erkenden ortaya koyup yorulan bir orta saha ile oynamak istemedi belki de Rijkaard. İkinci yarı orta sahası yorgun bir Fenerbahçe üstüne çöreklenmek istedi. Maçın başında bir de gol bulabilseydi takım ne ala. Olmadı, atamadı Giovanni. Sonuçta bizim takım baskı kurduğunda çabaladığında gol atabiliyordu... Rakibin kısmen üstüne gelmesine izin verdi ilk yarı, defansta alan daralttı, rakibe gol pozisyonu vermedi ve rakip orta sahasının gidip gelmelerle yorulmasını sağladı, bir şekilde Daum'un ne yapmak istediğini süzdü bence Rijkaard, kesin hatlarını ortaya çıkardı. Bilmiyorum en azından maçı izlerken ben bunları düşündüm. Ama yine de ikinci yarıdaki formata daha erken geçilmeliydi.

İkinci yarı takımın oynamaya çalıştığı futbolu görünce, ''Ah be Rikaard,niye böyle başlatmadın, niye böyle oynatmadın ilk yarı bu takımı, bu takım defans oynayacak takım mı diye söylenmişizdir içimizden... Neden Baros ile başlamadın? Niye Servet var bu takımda, neden Emre Güngör yok? Topal ve Sarp niye aynı anda oynuyor?Emre Çolak ne zaman oynayacak? gibi sorular/eleştiriler geçmiştir aklımızdan kesin.

Sonuçta teknik adam o ve kariyeri de ortada. Kendi felsefesi ve sistemi açısından bu takımın nasıl oynaması gerektiğini, hangi oyuncunun takımda oynayabileceğini hepimizden daha iyi bildiğini düşünüyorum. Medyamızdaki ucubelerin yaptığı gibi bok atmak yerine mantıklı davranıp Rijkaard'ı anlamaya çalışıyorum.

Ancak anlamadığım bir nokta var. Bu takım Baros oyuna girince, yerden oynama ve pas yapma hevesine kapılıyor. Jo oyunda iken, ''koşun ileri top atıcam, bakalım kim kapacak'' hobisi ile zevksiz bir futbol oynamak için inatlaşıyor sanki. Bir ara tenis maçı yapar oldu orta saha. Kafa ile oynanan bir tenis maçı vardı...Baroslu ve Barossuz oyunda, maçtaki ilk yarı ve ikinci yarı gibi ortada bir gece-gündüz farkı var.

Rijkaard'ın açıklamalarını takip etmeye çalışıyorum. Uzun top oynadığınızda bunu alabilecek uzun boylu bir oyuncunuz olmalı ve diğer oyuncularınızda uzun pas atılacak oyuncunuza yakın olmalı, demişti. E bakıyoruz...Tamam, Jo uzun boylu bir oyuncu. Ama ne zaman Jo'nun ''Bonus'' saçlarına doğru top şişirilse, ileri üçlünün (wide) forvetleri taç çizgisine yakınlar nerdeyse. Yakınında oyuncu filan yok genellikle... Zaten Jo da, atılan her uzun topu, fizik mücadelesi iyi olduğundan kimselere vermeyen bir forvet değil. E o zaman, ne diye oynuyoruz biz bu haltı? Topal-Sarp-Servet Fantastik Beceriksiz Üçlüsünün kısa pas yapabilmeyi ve topu ileri taşımayı öğrenmesi adına,, 3-4 maç feda edilse bunu anlarım. Yaramıza tuz basarız, deriz ki; ''bu adamlara istediği sistemi oynatmayı öğretiyor Rijkaard'', ''Ne sabırlı adam vay be, adam inat ediyor'', deriz. Bu da yok...Herhalde geçen süre itibariyle, bu adamların herhangi bir şey yapamayacağına kani gelmiş ki Rijkaard, uzun top atarak sol bek oynamayı öğretiyor Caner'e... Bu arada dikkat ettiyseniz son zamanlarda Servet uzun top şişirmez oldu. Hatta Elano bile önceki maçlara oranla çok sık uzun top atmıyor artık. Takımdaki yeni trend Caner'in isabetsiz uzun pasları...

Takım bundan sonra 4-2-3-1 oynayacaksa, defansif ikiliden biri Elano olmalı. Topal&Sarp Beceriksizim Sol Ayağım Yok Anonim Şirketi'nde olan ama Elano'nun defansif anlamda yapamayacak olduğu nedir acaba? Gerçekten bilmek istiyorum bunu. Mücadele ise Elano mücadele ediyor. Sarp gibi, deve adımlarıyla oynamıyor bu oyunu ya da rakibi topu ayağına aldığında, pas atana kadar ona koşarak eşlik etmiyor. Elano müdahale ediyor rakibine. Bazen kayarak, bazen faul yaparak ama çokça koşarak. Elano oynadığı her maçta Sarp'tan daha fazla koşuyor.

Burdan Elano'yu çok beğendiğim çıkmasın. Kendisi mevcut orta saha oyuncularından dolayı, koyunun olmadığı yerde keçiye yapılan itibar nedeniyle, orta sahada defansif ikiliden biri olmalı diyorum. Sezon başından buyana oyuncuların performansları düşününce de, Topal ve Elano kulağa en hoş gelen seçenek gibi. En azından belki uzaktan şu atar Elano bu düzende...

4-2-3-1 de ileri üçlüyü kurmak ise zor değil. Tam ortada Arda oynayabilir ya da Kasımpaşa maçında ve bu akşam olduğu gibi Giovanni. Hatta Emre Çolak bile düşünülebilir.Sakatlıktan dönünce ofansif orta saha olarak, Kewell oynayabilir dönem dönem...Ben yine de 4-1-2-3 görmeyi tercih ederim ama sanırım bu hayalim ancak seneye gerçekleşir.Tabi doğru orta saha transferleri yapılırsa...

Üzgün adam Rijkaard demiştim. Bizler zaten alıştık Fener'e karşı şansımız tutmuyor, bu yüzden üzüntümüz geçtiğimiz senelerdeki gibi. Ama sarı kırmızı olarak, en üzgün kişiler Rijkaard-Neskeens bence. Buraya birşeyleri kanıtlamaya geldiler onlar. Şimdi şampiyonluk uzak diyarlarda gibi. En azından ufukta sislerin arasında duruyor. Ama daha kötüsü Şampiyolar Ligine gidememek olacak.

Senelerdir beğenmediğimiz anneannemizin liginde oynuyoruz. Yıllardır uzakta olmak ve bu sene de katılamama ihtimali üzüntümüzü pekiştiriyor. Yine de ümidi kesmemek gerek. Yarışta diğerlerinin oynadığı futbola bakınca, biraz Beşiktaş öne çıksa da, her an tökezleyebilir onlar da. Bundan sonra puan kaybetmemeli takım. Bu çok önemli çünkü öyle ya da böyle diğerleri tökezleyecek. Rijkaard'ın ilk senesinde şampiyon olmak değil Şampiyonlar Ligine gidebilmek önemli olmalıydı zaten. Devler Arenasına katılabilirsek, takımı daha iyi test etme şansımız olacak seneye ve neler yapılması gerekiyorsa Rijkaard-Neskeens daha erken karar verme şansı bulacak. Ancak katılamazsak, bu da Rijkaard'ın kariyer hanesine, kısmen de olsa, eksi bir not olarak düşecek. İşte bu yüzden Rijkaard hepimizden daha üzgündür. Zaten büyük bir amacınız yoksa, Daum gibi gol attıktan sonra pek fazla umursamadan sevinirsiniz.

Bu arada bir anket düzenlemiştim. Leo Franco'yu seneye takımda görmek istemeyenler çoğunlukta. Görünen köy kılavuz istemezmiş zaten. Umarım Rijkaard, orta sahada olduğu gibi, artık kalede de rotasyona gider. Bunu önümüzdeki maçta mı yapar bilemiyorum ama Emre Güngör'ü düşününce evet sanki. Sami Yen'de bir sonraki maçta taraftara Franco'yu izlettirmeyeceğinden eminim. Çünkü bu kızgınlık sadece bir maçta ıslıklama ile bitmez. Takım kazansaydı şampiyonluktan söz edebilecektik, kaybettik ve şampiyonlar ligine gidebilir miyiz, bu hesapların peşine düştük. Attan inip, eşeğe binmek gibi bir durum bu. Rijkaard'ın, ismi Aslan anlamına gelen Leo'yu, arenadaki diğer Aslanların önüne atarak, ıslıklamalar ve yuhalamalara feda etmeyeceğini düşünüyorum.

Dediğim gibi ''Kim Gitsin''in gözde isimlerinden Leo Franco, Galatasaray kalesinde ve tribünlerinde öldü bu maçta. İspanya halkı, Faşist Kral Franco'dan ancak öldükten sonra kurtulabilmişti. Önümüzdeki maçlarda Ufuk ya da Aykut kaleye geçerse, bu blogda oy kullanan 36 kişiden 19'u Leo Franco'nun Ruhuna Fatiha okur hemen. Umarım bu dualar kabul olur ve biz de İspanya halkı gibi kurtuluruz ondan. Herhalde sarı-kırmızı seven herkes, bu maçtan sonra bunu arzuluyordur zaten.

Bizim kaleden Fenerbahçe kalesine geçiş yapalım. Çünkü bi' çift sözü hak ediyor. Ama sadece bi' çift sözü:

''Kişilik Bozukluğu''

Sanırım bu yeterlidir...

26 Mart 2010 Cuma

Rijkaard - Neskeens 2015


Yarın seçim var. Ertesi gün ise Fener maçı...

Şimdi 14 sene geriye gidelim.

1996 yılı. Fatih Terim'in ilk yılı Galatasaray'ın başında. Maç Ali Sami Yen'de. Rakip Fenerbahçe. Maçın sonucu 0-4. Sezonun başındaydı bu maç. Galatasaray daha yeni teknik direktör değişikliği yapmıştı. Belki de bu yüzden yeniden bir teknik adam değişikliğine gitmek istemedi yönetim ama taraftar maç sonu bağırıyordu, kızgındı, mutsuzdu...

Fatih Terim o maç takımdan kovulmadı. Dört yıl sonra ise ilk defa Avrupa'dan kupa geliyordu müzeye...

Bursa beklenen puan kaybını da yaptı bu akşam. Galatasaray bu hafta kazanırsa şampiyonluk yolunda yine avantajlı duruma geçecek. Ya kaybederse? Elde kalan ''bir ihtimal daha var o da şampiyonluk mu dersin'' de suya düşecek o zaman.

Ya yönetim de değişirse? Adnan Polat yerine Adnan Öztürk seçilirse? Tecrübesiz başkan aptal medya'ya kulak verirse? Ya Rijkaard'ı kovmaya kalkarsa önümüzdeki maçlarda bir yenilgi daha alırsak?

ihtimaller ihtimaller...

Yarın seçim var. Ertesi gün ise Fener maçı...

Ya kaybedersek maçı? Ya Adnan Polat seçilirse?
Ya Rijkaard-Neskeens ile uzatırlarsa sözleşmeyi?

O zaman şöyle mi demek lazım?

Yarın seçim var. Ertesi gün Şampiyonlar Ligi Kupası...

24 Mart 2010 Çarşamba

Copa Amsterdam 2010 ve Galatasaray A2 takımı


Bu sene 5.'si düzenlenecek olan Copa Amsterdam'a, Galatasaray A2 takımı da davetli. Daha önce 2006'da Fenerbahçe ile birlikte katılmıştık. Fenerbahçe'nin 8. sırayı aldığı o sene, eski adıyla Galatasaray Paf Takımı yarı finalde Brezilya'nın Cruzeiro takımına 4-1 kaybetmişti, sonrasında Ajax ile oynanan üçüncülük maçını da 3-2 kaybeden Cafercanlı, Mehmet Güvenli, Uğur Uçarlı kadro 4. olmuştu. Cafercan ise attığı 7 gol ile gol kralı olmayı başarmıştı. Ertesi yıl ise Galatasaray katılmazken, Fenerbahçe tekrar davet edildi. Fenerbahçe 2007'de ise 6. sırayı alabildi.

Bu turnuva uluslararası bir turnuva ve daha ziyade altyapı açısından belirli bir seviyeye ulaşmış ya da potansiyeli olan kulüplerin davet edilmesiyle gerçekleştirilmekte. Bunu söyledikten sonra, ''nasıl olur Fener'in bizden daha iyi mi altyapısı var? Niye davet etmişler iki sene üst üste?'', diye bir soru düşebilir aklımıza. Çok bilgi sahibi olamadım ama Fenerbahçe'nin Hollanda da bir şubesi olduğunu öğrendim. Genellikle Hollanda takımlarının çoğunlukta olduğu bu turnuvaya, Fenerbahçe'nin de Hollanda'da şubesi olması dolayısıyla, ismi ile katılmış olması fikri oluştu bende. Nitekim Fenerbahçe altyapısı 1999 / 2000 senesinden bu yana Paf liginde şampiyonluk görmedi. Bunun yanında turnuvaya davet edilecek takımları belirleyen bir danışma kurulu var. Bu kurulun içinde II.Fatih Terim döneminde takımda olan Frank De Boer ile Ajax'ın eski başkanı John Jaakke de bulunuyor.

Bu sene bizim A2 dışında katılacak diğer takımlar ise şöyle:

AFC Ajax
Az Alkmaar
Chealsea FC
Botafogo - Brezilya
Fluminense - Brezilya
Chivas Guadalajara - Meksika
FC Nord Holland

Maçlar 22, 23 ve 24 Mayıs'ta oynanacak. Takımlar ilk gün birer maç yapacak. İkinci gün ise gruptaki diğer iki maçını tamamlayacak. Son gün ise yarı final ve final maçları var. Yukarıdaki sekiz takım, kura çekimi yapılarak iki gruba ayrılacak. Bu iki grupta averaj ve puan bakımından ilk ikiye giren takımlar yarı final oynayarak kupayı almaya çalışacaklar. Diğer takımlar ise gruptaki puan durumlarına göre 5/6 ve 7/8.'lik mücadeleleri yapacak. Bu arada kura çekimi de 2 Nisan'da yapılacakmış.

Copa Amsterdam, Hollanda ve Galatasaray altyapısını düşününce, acaba bu işte Hollanda Üçlüsü; Jan Derks-Neskeens-Rijkaard'ın  bir parmağı var mıdır diye düşünmeden edemedim açıkçası.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...