19 Mart 2010 Cuma

Hürriyet Gazetesi Paçavradır, Okuyan da Takip Eden de Dangalaktır!

Bunu şu an sinirimden yazıyorum. Özellikle ''Spor Servisi''nde çalışan IQ'su düşük insan evladı demeye bin şahit lazım olan kişiler için yazıyorum. Üniversite yıllarımdan buyana geçen uzun süre içinde takip ettiğim birçok gazete ve köşe yazarlarını kıyaslayarak, spor haberlerini ve güya namı spor yazarı olan Renk Yazarlarını tartarak tamamiyle objektif ve renk körü olmadan söylüyorum. Medyadaki uzaktan kumandalı bir çok dangalak için söylüyorum.

İsmi lazım olmayan bu salakları takip etmeyin, tıklamayın, okumayın. Elinizden geldiğince de çevrenize bildirin bu aşağılık insanları, duyurun yüksek sesle bunların yaptıklartını.

Bu insan bozuntusu gerizekalılar bize haber falan vermiyorlar, bizleri kandırmaya çalışıyorlar. Alenen ve bizleri aptal yerine koyarak!

Tekrar ediyorum bu insan müsvettelerini takip etmek DANGALAK olmak ile eşdeğerdir!

17 Mart 2010 Çarşamba

A2 Ligi;Galatasaray-Beşiktaş: 1-0 , Emre Çolak'ın Saygısızlığı


A2 Liginde Marmara Bölgesinde başa güreşen iki takımın derbi mücadelesinde gülen Galatasaray oldu. Böylece puanını 56'ya yükselterek liderliğini devam ettirdi, Beşiktaş ise 52 puan ile ikinci sırada kaldı. Maçta sağ bek Çetin Güngör ve stoper Murat Akça sakat olduklarından, ileri uçta oynayan Berkin Kamil Arslan ise milli takımda bulunduğundan forma şansı bulamadılar.

Ancak bu İstanbul derbisinde, A takımda forma şansı yakalamakta zorluk çeken Emre Çolak vardı ve ilk 11 başladı. Daha önce GSTV'ye yaptığı açıklamalarda bu maçları önemsediğini ve böylece maç eksiğini kapattığını belirtmişti. Röportajda oldukça toy olduğu belli oluyordu. Açıkçası, Emre Çolak'ın Ziraat Türkiye kupasında attığı iki gol ve artık A takımla lig maçlarına çıkıyor olması kendisini birazcık yükseklerde görmesine sebep olmuş. Ben o röportajdan bunu çıkarmıştım. Umarım yolunu kaybetmez bu şekilde... 

Bugün Emre Çolak çok güzel bir maç izlettirdi bize. Attığı çalımlar tek kelimeyle enfesti. Rakiplerini harikulade şekilde geçti, güzel paslar attı. Fakat kolektif futbol adına pek iyi olduğu söylenemez, ikinci yarıda daha sade oynadı, çalım atmak yerine arkadaşlarına paslar atmaya çalıştı. Emre bireysel yeteneği üst düzey bir oyuncu. Golden hemen önce, iki kişi arasında idi. Seken bir top vardı ortada, Çolak bu topu tereyağından kıl çeker gibi aldı adeta iki kişi arsından. Topu sektire sektire çaldı rakiplerinden. Sahadaki Canerlerden rakibi  sol bek Caner Turp topa elle müdahale etmesine rağmen ondan topu çalmayı başardı. Yan hakem bayrağını kaldırdı fakat orta hakem avantaja bıraktı. Emre Çolak daha tam anlamıyla profesyonel olmadığını burda kanıtladı adeta. (Zaten Maç bitiminde kazanılan penaltı için takım kaptanı Cumhur ile saha içinde tartıştı.) Bir elle oynama vardı, yan hakem bayrak kaldırmış ama orta hakem düdük çalmamış avantaja bırakmış oyunu. Çolak ise topu rakiplerinden güzelce aldı, korner bayrağına yakın orta yapmak ya da içeri girmek yerine çizgi üstünde topu ayağının altında tutup bekledi, ellerini kaldırdı, hakeme itiraz etti. Oyuna devam etmedi. Halbuki avantajlı idi. Çolak, iki rakibini de eksiltmişti, oyundan düşürmüştü. Hakem daha sonrasında düdüğünü çaldı. Gol de bu duran toptan geldi. Sinan'ın yaptığı kafa vuruşu direkten döndü, sonrasında top Ahmet Kesim'in önüne düştü ve o da kafayla tamamladı. Bu golden önce de yine duran toptan Beşiktaş'ta Batuhan'ın kafa vuruşunun direkten döndüğünü belirtelim. Maçta sadece iki pozisyon bulabilen Beşiktaş'ın bir pozisyonu bu idi. Diğerinde de kaleci Emirhan, sol açık Ali Küçik'in ayaklarından top almasını bildi fakat top elinden kaçınca, ceza yayı içerisinde geriden gelen Samet'in vuruşu az farkla üstten auta gitti ikinci yarıda.

A2 takımın maçlarda oynadığı futbolun, A takımda oynanan / oynanmak istenen hücum futbolu seviyesinde olmasını beklemek tabiki hayalcilik olur. Ancak takım bugün bence çok pozitif oynadı. Tugay ile birlikte çalışan Jan Derks'in altyapıya bir şeyler kattığını hissettim maçı izlerken. Şöyle ki, A2 takımı A takımın oynamak istediği futbolu oldukça yalın bir şekilde oynuyor. Sizlere tavsiyem bir iki altyapı maçını izlemeniz. Rijkaard ile bir sezonun sonunda doğru yaklaşıyoruz, Derks'in katılması üzerinden de bir süre geçti. Altyapı'dan bu sürede bir Messi çıkması elbette mümkün değil ama Hollanda Üçlüsünün altyapıya neler aşılamaya çalıştıkları bu geçen sürede biraz biraz belli oluyor tıpkı bir tohumun filiz vermesi gibi.

Rijkaard-Neskeens ikilisi, Jan Derks / Tugay ve Nedim Hoca ile oldukça koordinasyonlu çalışıyor görünen. Rijkaard A takımda ne yapmak istiyorsa A2 de onları yaptırıyor. Geçtiğimiz günlerde yine GSTV'de soru-cevap programına katılan Rijkaard uzun toplar hakkında bir soruyu şu şekilde cevaplamıştı. Soru ve cevap şöyleydi.  


''Skoru değiştirecek vakit varken, Galatasaray atılan golden sonra hep uzun toplarla sonuca gitmeye çalıştı. Taktiksel bir tercih miydi bu yoksa takım son dakikalarda kontrol kaybı mı yaşıyordu?''


''Uzun toplar tabii ki kullanılabilir ama bunu kullanmak için ileride uzun boylu oyuncunuzun olması gerekiyor. Kanatlardaki iki oyuncunuz da yakın durması gerekiyor. İkinci yarıda kullanılan bu uzun toplar çok isabetli olmadı. Oyunu açmanız ve  kanatlara yaymanız gerekiyor. Geriden uzun top atmadan ziyade, kanatlardan uzun toplar atılabilir. Maçtaki bu tip seçimlerimiz çok fazla doğru olmadı.''


Rijkaard bu açıklamayı yapmadan önce, izlediğim Bld.Spor ve Boluspor maçlarında, A2 takımın uzun topları sağ ve sol bekler ile kullandığı dikkatimi çekmişti. Sol bekte Berk Nezizroğulları ile Cemre, sağ bekte ise Yusuf Onur Arıkan bunu deniyordu. İleride kanatlarda Mertan Caner Öztürk, Caner Öztel, Anıl Dilaver ya da Berkin Arslan'a uzun top atılıyor. Boy ve fizik olarak Servet Çetin'e çok benzeyen Sinan'ın uzun top kullandığına şahit olmadım desem yeridir. Eğer A takım maçlarına dikkat ederseniz, oyun kurmakta zorlandığımız ve baskı yediğimiz zamanlarda sağ ve sol bekler uzun top kullanıyor. Caner/Hakan ve Sabri/Uğur... Uğur uzun top atma konusunda ise Sabri'den daha yetenekli bence, Caner ise hepsinden. Tabi Servet'in attığı şişirme toplar istisna. Emre Güngör'ün Neill ile oynadığı maçlarda takım inanılmaz şekilde top yapar olmuştu... Bugünkü maçta ise Cem Sultan'ın uzun top almak için, tıpkı Jo gibi kanatlara özellikle sağ kanada kaydığını gördüm.

Kasımpaşa maçında ileri üçlünün yer değiştirerek rakip defansın dengesini bozma durumunun bir benzerini de yine bu maçta Cem Sultan, Caner Öztel, Anıl Dilaver ile görme şansım oldu. Tohumdan çıkan filiz işte bu. Bu ve bunun gibi taktiksel hareketler, hücum kombinasyonları...


A2 takım 4-2-3-1 şeklinde oynadı. Orta sahanın defansif iki orta saha oyuncusu Cumhur ve Uğur Ayhan göze batan bir futbol sergilemediler ama görevlerini tam anlamıyla yaptılar. Özellikle Beşiktaş ikinci yarı bir ara baskı kurdu ve bu baskıyı paslaşarak, öyle güzel ileri taşıdılar ki sonunda bir kırmızı kart geldi. Görünen o ki A2 takım kendi yarı alanında press gördüğünde uzun pas yapmadan topu ileri taşımak konusunda A takımdan daha başarılı. Topla, Sarp, Ayhan, Barış, Servet'in yapamadığını Ahmek Kesim, Sinan, Berk, Onur, Cumhur ve Uğur Ayhan daha iyi yapıyor.Aslında benim dikkatimi çeken başka konularda var ama uzun uzun yazdığınızda bunun insanları sıktığını düşünüyorum açıkçası. Rijkaard'ın sisteminin altyapı üzerindeki etkisi hakkında bir yazı düşünüyorum önümüzdeki günlerde. 
Genel olarak Galatasaray baskısıyla geçen maç ileride hücum kombinasyonlarının başarılı olmaması ve bireysel hataların çokluğu nedeniyle biraz sıkıcı bir hal almaya başlamıştı maçın sonlarına doğru, fakat son dakikalar oldukça ilginç geçti. İkinci yarıda Kaleci Emirhan'ın sakatlık geçirdiği pozisyon nedeniyle maçın sonunda 7 dakikalık bir uzatma oldu. Bu uzatma dakikalarında ise Beşiktaş iki kırmızı kart gördü. Üç oyuncu değiştirme hakkını kullanan Beşiktaş, son dakikalarda oyuna devam edemeyen Samet nedeniyle maçı 8 kişi tamamladı. İlk kırmızı kart oldukça yerinde idi. Sağ bek Oğuz Ceyhan Galatasaray'ın kontra atağını elle kesti. Daha önce de sarı kartı vardı bu oyuncunun. İkinci sarı kart ise taç atışı sırasında oldu. Maçı GSTV'den izlediğimden tam göremedim ama yan hakeme itiraz sebebiyle ikinci sarı kartını gördü Beşiktaştan sol bek Caner Turp. Hakem maç boyunca oyuncuları uyarmıştı itiraz konusunda, hatta Beşiktaş'ın 4-3-3'ünde ileride Batuhan'ın solunda oynayan Ali Küçik bu yüzden sarı kart görmüştü. Bu maçta kimse Beşiktaş'a iki kırmızı kart ve aleyhine penaltı oldu diye saçma yorumlarda bulunmasın. Hakem maçı gerçekten iyi yönetti. nerdeyse hatasız tamamladı, maçı olumsuz etkileyen kararları hiç olmadı. Ali Küçik'i itirazlarını sona erdirmesi için bir kaç kez uyardı ondan sonra sarı kartına başvurdu. Beşiktaşlı Caner'in oyundan çıkmasından hemen sonra sağ bek Onur Arıkan aniden taç atışını kullandı ve topu çizgiye yakın yakalayan Mertan Caner Öztürk orta yaptı, top defansa çarptı ve kalecinin birkaç adım ötesine düştü, Galatasaray'da diğer Caner kaleciden önce müdahale edince yerde kaldı ve Galatasaray son saniyede bir de penaltı kazandı.

İşte ne olduysa güzel bitecek bir maçın kötü bitmesine, bu an sebep oldu. Topun başına iki oyuncu geçti, takım kaptanı Cumhur ve Emre Çolak. İşin ilginç tarafı Emre Çolak ısrarla penaltıyı atmak istedi. Cumhur ise topa basmış arkası kaleye dönük vaziyette Emre'ye kulübeyi gösterip durdu. Aralarında bir tartışma oldu, Emre arkasını dönüp kulübeye baktı. Nedim Hoca'nın talimatı penaltıyı Cumhur'un kullanması yönünde olunca çok sinirlendi Çolak ve penaltı noktasında duran topu dışarı doğru tekmeledi. Bence takım kaptanı Cumhur'a,  diğer takım arkadaşlarına, Hocasına Emre Çolak'ın bu yaptığı saygısızlık hatta terbiyesizliktir. Emre söylene söylene sinirli bir şekilde orta sahaya doğru yürürken yanına Onur Arıkan geldi. Emre onu da iterek söylenmeye devam etti. Oldukça hırçın davrandı bu penaltı atma kararı yüzünden. Penaltı ne oldu derseniz gol olmadı, Cumhur atamadı ya da bilerek atmadı. Biz yine de iyimser olarak kaleci kurtardı diyelim buna. Her takımın penaltıcısı bellidir aslında. Birinci penaltıcısı, ikinci penaltıcısı, serbest vuruşları kornerleri kullanacaklar bellidir. Bunların içinde Emre Çolak kesin vardır, ama takım içindeki dengeleri pek önemsemiyor görünen Çolak ve kendine oynamaya çalışıyor anlaşılan.

Ben Emre Çolak'ın maçın son dakikasında altı üstü bir penaltı vuruşu için yaptığı bu densizliği, A2'de oynadığı çalım atma sevdalısı Hasan Şaş futbolunu ve GSTV'deki açıklamalarını yan yana koyunca kendisinin parlamadan söneceğini düşünüyorum. Takım futbolu oynamak yerine kahraman olmaya çalışıyor kanımca. Ama Rijkaard-Neskeens onun kulağını çekecektir, diye düşünüyorum. 

Tribünden Düşen Adam ve Saha Kapatma Üzerine


Ali Sami Yen'de ''Sulu Maç''tan bu yana, bu kadar yankı uyandıran bir rezillik olmadı. Türkiye'nin en başarılı futbol takımını destekleyen, camia içerisinde isim yapmış en önemli taraftar organizasyonunun kendisine mesken tuttuğu tribünde, Kapalı Üst'te yaşanan bu olay, özeleştiri yapılması gereken bir durum.

Beşiktaş taraftarı olduğu rivayet edilen bir kişinin taraftarlar tarafından tribünden aşağı atıldığı yazılıyor, yorumlanıyor bir çok blogda, haber yayın organlarının internet sitelerinde... İzleyenler ve izlemeyenler için şu ana kadar yayınlanan en uzun video'ya göz atmalarını tavsiye ediyorum. Milliyet.com.tr veya diğer sitelerde daha ziyade adamın atladığı anlar var.

Şimdi bu görüntüleri mantıklı olarak analiz edelim. Beyaz montlu bir kişinin, Kapalı Üst diye tabir edilen tribünde korkulukları aşmış bir şekilde, tribün çatısının en uç kısmında oturur bir vaziyette görüntüler başlıyor. Bu şahıs aşağıdakilerle konuşuyor. Kiminle konuştuğu belli değil, belki özel güvenliklerle belki alt tribünde taraftarlarla... Dikkatli izlenirse, sonra video'da bir kesinti var! Kesinti sonrası bu şahıs en uçta oturmuyor ve ayakta, korkuluklara / trabzanlara yakın. Bu sırada özel güvenlik görevlileri, korkulukları geçmiş olan 2-3 kişiye müdahale ediyor. Fakat sandalyenin atıldığı taraftan ekrana göre sağ taraftan bir kişi güvenlikçilerin arkasından geliyor ve bu beyaz montlu kişiye saldırıyor. Kamil Sözen isimli olduğu belirtilen bu şahıs, kendisine saldırandan kaçmaya çalışıyor ve tribün çatısının uç kısmına sürünerek ilerliyor. Eğer dikkat edilirse, dövmeye çalışan kişi de beyaz montluyu elinden kaçırmamaya çabalıyor, montundan çekiyor bir kaç kez. Ya dövmek için ya da aşağıya düşmesini engellemek için... Burasını bilmemiz mümkün değil elbet. Ama kişisel yorumum daha fazla dövebilmek için. Daha sonra güvenlik görevlisi yetişiyor. Beyaz montlu kişinin alacağı darbelerden dolayı aşağı düşmesini önlemek amacıyla saldırganı kontrol altına almak istiyor. Dayak yiyen kişi ise kendini aşağıya bırakıyor / atlıyor.

Burada şurası kesin ki, medyamız ya da çeşitli bloglarda yaygın şekilde haber yapıldığı üzere Galatasaray taraftarları Beşiktaş taraftarını tribünden aşağı ATMAMIŞTIR! Görüntüler gayet açık ve net. Bir grup taraftar ya da bir kaç kişi, beyaz montlu bir kişiyi dövmek ya da linç etmek istemiştir, bu kişi de canını kurtarmak için kendisini aşağı atmıştır. Belki de söylenmesi gereken en doğru yorum bu. Ama dediğim gibi görüntüleri iyi analiz etmemiz gerek.

Şimdi bir sorum var: Bir insan neden bir tribünün korkuluklarını aşar, çatı kısmına gider, en uçta otururur, aşağıdakilerle konuşur ve sonra bir kişi tarafından dayak yer? Önce bu soruyu yanıtlayalım. Bu şahıs dayak yemekten kaçmış, gitmiş tribünün çatısına oturmuş, aşağıdakilerle sohbet ediyor... Sizce bu mantıklı mı? Eğer dayak yemekten kaçıyorsanız, bulursunuz bir güvenlikçi ona sığınırsınız, o tribünü hemen terketmeye çalışırsınız. Mantıklı olan biri bunu yapar. Diyelim ki bu kişi alkollü idi. O zaman bu kişi nasıl oluyor da devre arası da dahil olmak üzere en az 105 dakika ayılamadı? Aşırı alkollü idiyse, en iyi ihtimalle bu adam içti içti ve maçın bitimine 15 dakika maça girdi... Bu da olukça anlamsız duruyor. Bilemiyorum belki de akıl sağlığında bir sorun vardır bu kişinin. Bir grup taraftar ya da birkaç kişi tarafından linç edilmek istenmiştir dedik ancak görüntülerde linç edilme durumu da yok. 2-3 kişi korkulukları aşmış ve güvenlikçiler tarafından engellenmiş. Bir başka şahıs ise özel güvenlik görevlilerinin dikkatini çekmeden korkulukları geçerek beyaz montlu Kamil Sözen'e saldırıyor.

Bu kişinin aşağı atlama sebebi her ne olursa olsun ortada bir sorun var. Her profesyonel kulüp kendi stadyumunun güvenliğinden, kendi taraftarının organizasyonundan sorumlu olmalıdır. Kısaca taraftarına mukayet olmak zorundadır. Bir kişi korkulukları aşıp çatının en uç kısmına ulaşıyorsa, özel güvenlik görevlileri görevlerini tam yapmıyor demektir. Hoş gerçi, herkesin başına bir adam dikemezsiniz binlerce kişinin bulunduğu stadyumlarda... Görüntülere bakınca da Galatasaray kulübünü suçlamak aslında yanlış olmakta. Sonuçta orada güvenlik görevlisi mevcut ve gerçekten işini yapmaya çalışıyor. Ancak işini tam olarak yaptığını da söylemek pek mümkün değil meydana gelen bu durum itibariyle. Belki güvenlik görevlilerinin ya da tedbirlerinin bu olay sonrasında yetersiz olduğu tespit edilebilir. Ama dediğim gibi herkesin başına bir adam dikemezsiniz.

Herhangi bir stadyumda bir takımın taraftarı olmak demek, insanlıktan çıkmak anlamına da gelmemeli sonuçta. Ama olayın bir de kitle psikolojisi, insan psikolojisi denen boyutu var. Kimse kimseye de durduk yerde saldırmaz. Yanlış anlaşılmasın meydana gelen bu olayı sempatik hale getirmeye çalışmıyorum ama bu na-hoş olay, saha kapatma gibi ciddi sonuçlar doğurmamalı.

Bazıları yazmışlar çeşitli forumlarda, bloglarda. ''Beşiktaş'ın 3 maç sahası kapatıldı bıçakla adam yaralama olmuştu, bu olay ile o olayın farkı nedir? Aynıdır ve aynı ceza verilmeli'', ''05 maç ceza olmalı'' Özellikle yaklaşan Fenerbahçe maçı nedeniyle Fenerli taraftarlar ve Medya'nın Über!, Güya! ''Spor'' Yazarları da Galatasaray'a bel altından vurmaya başladılar. Özellikle Hürriyet.com.tr'nin nasıl da Galatasaray'a yüklendiğine şahit olun lütfen.

Şunu açıklığa kavuşturmak lazım. Eğer her kavga çıkan her maç sonrası bir takıma saha kapatma / seyircisiz oynama gibi cezalar verilecekse, 50 Fenerli toplanır, Galatasaray maçına girerler statta olay çıkarırlar ya da Galatasaraylı 50-60 kişi giderler Bursa'ya, tribününde olay çıkarırlar, Bursa'nın Galatasaray'ın statları kapanır sonrasında da herkes birbirinin stadını kapattırır olur biter... Böyle bir lig oynanamaz, büyük sorunlar ortaya çıkar. Türkiye'nin her yerinde insanlar stadyumlarda tartışmalar, kavgalar yaşıyorlar. Genellikle  büyümeden çevredeki akil insanlar tarafından engelleniyor büyümeden. Sonuçta bir takım taraftarı rakip takımın tribününe saldırmadı büyük çapta olaylar çıkmadı. Olay tabi ki ciddi bir olaydır. Bir kişi kavgadan / dayak yemekten / linç edilmekten (adını siz koyun) kaçmak için kendisini tribünden aşağı atmış.

Yaşanan bu olay sonrasında sonuçta kitapta ne yazıyorsa bunlar uygulansın. Hastanedeki bu şahsın hayati tehlikesi olduğu söyleniyor. Bu kişi iyileşirse eğer (umarız sağlığına kavuşur) çıksın olayları anlatsın, ne olduğunu, niye çatının en uç kısmına gidip oturduğunu, aşağıdakilerle ne konuştuğunu anlatsın, neden daha sonra dayak yediğini bir kaç kişinin neden kendisine saldırdığını, bazı taraftarların neden koltukları kendisine fırlattığını  kendi açısından kamuoyu ile paylaşsın.

O tribündeki Galatasaray taraftarı en az 105 dakika, üzerindeki Beşiktaş Armalı montuyla kendisine saldırmadı da neden maç bitiminde bu olaylar meydana geldi bunlara cevap versin. Galatasaray'da bundan sonra cezasını çeksin. Bazıları adaletten bahsediyor. Ama adaletten bahsederken renk körü olmamak lazım. İnönü'deki bıçaklama olayına verilen cezanın yanında hatırlanması gereken başka olaylar da mevcut. Şunu da unutmamak gerekir. Kadıköy'de hakemin maç öncesinde kafası yarıldı ve maç ertelenmedi! Diyarbakır - Bursa maçında ise hakemin kafasına taş geldi, maç tatil edildi. Yine Kadıköy'deki maç sırasında sahaya atılan maddelerden biri Keita'nın gözüne geldi. Bu cisim sebebiyle futbolcu geçici ya da kalıcı bir görme sorunu ile karşı karşıya kalabilirdi. Maç sırasında şükür ki böyle bir şey olmadı. Ancak bu gerçekleşseydi, İBB - Diyarbakır maçında olduğu üzere, seyircinin sahaya girmesi gibi fener taraftarları da maça doğrudan müdahale etmiş olacaktı? Ve sahaya atılan maddeler sonucu Fenerbahçe ne ceza aldı?

Sizce sahaya yabancı madde atmak kasten adam yaralamaya teşebbüs değil midir? Bir tribünde çıkan kavga sonucu bir kişiyi öldüresiye dövmek(ki kamera görüntüleri linç girişimi gibi bir durum olmadığını gösteriyor) ve sonunda adamın kendisini aşağıya atmasına (ki dayak yememek adına o çatıda bulunduğum yerden kaçardım aşağı atlamak yerine, zaten güvenlik görevlileri yakında idi) sebebiyet vermek de adam yaralamaya teşebbüs anlamına gelmez mi? Eğer tüm bunlar bir taraftarın bıçakla stada girmesi ve adam öldürmesi ile aynı ise verilen cezalar da aynı olmalı.

Ancak şunu da unutmamak lazım, ya bu şahıs sırtına Beşiktaş Montu geçirmiş bir Fenerli ya da Bursalı ise? Yok artık bu kadarı da komplo teorisi demeyin ihtimaller her zaman vardır ne de olsa.

Neyse, Federasyon gerçekten önemli sınavlardan geçiyor, umarım doğru kararlar verir. Şaibesiz ve futbol dışı faktörlerin, futbolu etkilemeden biten bir lig olması dileğiyle...

16 Mart 2010 Salı

Uçan Adam Keita'nın ayaklarının yere basmadığı anlar...

Düşündüm taşındım bu oryantal adamın havadaki, ayaklarının yerden kesildiği anlardaki fotoğraflarını derlemeye karar verdim. Bakalım neler varmış...



6 Arjantinli Keita'nın başında...


Hemen sonrası da bu aşağıdaki olmalı...






Atletico Madrid maçından... Kendisi pek görünmese de orada.





200 metre engelli mi desek buna...









Sizce de kanatları yok mu bu adamın yoksa kendisiyle birlikte taraftarı da mı mutluluktan uçurabiliyor? 

15 Mart 2010 Pazartesi

Galatasaray - Ankaragücü : 3 - 0, Uçan Adam Keita ve Kralın Golle Dönüşü

Galatasaray alıştığımız 4-3-3 oynadı yine bu gece. Bir an 4-4-2 ye dönecek gibi gözüktü ikinci yarı. Rijkaard iki farklı üstündü, Euro 2000'de kendisini eleyen rakibi, Lamerre karşısında. 4-4-2'yi oynadığında sıkıcı bir takım hüviyetine bürünüyordu Galatasaray. Zaten pozisyon zenginliği açısından verimsiz geçen maçın daha da sıkıcı olacağından korktum, ama daha sonra Kralın Dönüşü ile birlikte yine 4-3-3 izledik çok şükür.

Maçın başında sağda alıştığımız oryantal Keita, solda ise Gio dos Santos vardı. İlk yarı sona erdiğinde, Gio takımda en çok koşanlar sıralamasında üçüncü oldu. Ancak çok koşup, rakibi kovalamasına rağmen bu akşam verimsiz oynadı. Yaptığı top kayıplarından dolayı demoralize oldu ve gittikçe de oyundan düştü. Gio yetenekli ve genç bir oyuncu. Her ne kadar bizim altyapımızdan yetişmemiş olsa da, Aydın Yılmaz'a gösterilen sabrın ona da gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kendisi, neler yapabileceğini ispatlamıştı Kasımpaşa maçında ve daha da iyi olacaktır. Bu akşam kötüydü ancak bu şekilde devam ederse, Kewell'ın takıma katılması ve Arda'nın da mevcut performansları nedeniyle takımda ilk 11'i zor göreceğini  düşünüyorum.

Gio ne kadar verimsiz oynadıysa Keita da o kadar çalışkan ve üretkendi. Bazı posizyonları gereksizce harcıyor aslında Keita, fakat yaptığı olumlu katkılar daha fazla. Örneğin attığı golde yaptığı pres ve top çalması... Takımın hücum oyuncularının ön alanda daha fazla yapması gerektiğini düşünüyorum. Keita ve Arda son maçlarda bunu sezon başına oranla daha belirgin yapar oldular. Bunun sonuçlarını da almaya başladı takım. Keşke Atletico maçında da bunu yapabilseydik. Benim aklım hala orda...

Atılan ikinci golde ise Keita'nın eliyle topa müdahale ettiğini ya da belkide çarptığını belirteyim. Hakemler bunu göremedi maalesef. Her objektif Galatasaraylı gibi ben de şahsım adına şunu söylemeliyim: Elle oynama ya da haksız kazanılan penaltılar ile atılan golleri görmek istemiyorum bu takımda. Birçoklarının sonradan dillendirmeye hevesli oldukları lakırdıları sağda solda duymak çok irite edici çünkü. 

Eskişehir maçı sonrası hazırlayıp yayınlayamadığım yazıda Görünen ''Köy'': Orta Saha diye başlık atmıştım. Haftalardır maçı izlerken orta sahaya dikkat ediyorum. Kim nasıl pozisyon alıyor, ne kadar yardımlaşıyor, nasıl mücadele ediyor, nasıl alan daraltıyor... Bunları takip etmeye çalışıyorum.Ülkenin köyleri gibi az gelişmiş orta sahamızın defansif yönüne değil ama ofansif yönüne takılıp kalmış durumdayım. Defans yönünü bir şekilde yapmaya çalışıyorlar zaten. Bu akşam da gördüğümüz üzere, kendi yarı sahamızda alan daraltma sevdamız Atletico Madrid ve Beşiktaş maçlarında belirgin ölçüde hissedilmişti. Bu yüzden orta saha olarak defansif anlamda yapılması gerekenler çok fazla değil. Daha küçük bir alanda topun peşinden koşmak, alanı mümkün olduğunca daraltmak, adam kollamak... Zaten rakip takım ceza sahasına yaklaşsa da defans oyuncuları bir şekilde topu kazanıyorlar ve topu ileri uzatmak adına Ayhan/Topal/Sarp/Barış'a veriyorlar. Fakat bu oyuncular topu hızlı bir şekilde ileri taşımak konusunda Kaptan Arda Turan ile yarışır durumdalar. Özellikle baskı yediklerinde en iyi ihtimalle enlemesine oynayarak, topu kanatlardaki beklere ya da orta saha çizgisine yakın ileri üçlünün kanat oyuncularına gönderiyorlar. Çoğunlukla da Servet,Neill ya da Franco'ya...Sonuç: Sıkışan ve baskı yiyen bir defans, akabinde uzun toplar ve top kaybı. Böylece rakibin daha fazla yüklenmesini kolaylaştırmak. 

Takım, uzun süreli defans yapmak zorunda kaldığında bunu olması gerektiği gibi yapamadığından mutlak pozisyon veriyor rakibe. Gol ile sonuçlansın ya da sonuçlanmasın sonuçta gol pozisyonlarını rakibe vermek adına oldukça cömert davranıyor defans hattımız. Neill takımın defansının toparlanmasını sağladı. Hatta hala defans ile uyum sağlayamamış Caner'e rağmen, takım defans adına iyi görünebiliyor zaman zaman. Fakat Rijkaard-Neskeens takımın savunma yapmayı öğrenmesini istiyor gibi. Zaman zaman gereğinden fazla defans oynuyor ''Galatasaray Hücumspor'' takımı.

Köy gibi az gelişmiş orta sahadan bahsediyordum. Sol ayağı nerdeyse olmayan Sarp ve Topal, topla birlikte topla oynamadan, vücut hareketleriyle gelen baskıyı kırmak ve pres yapan rakibi oyundan düşürmek adına herhangi bir hareket yapamayan oyuncular. Baskı gördüklerinde topu kaybetmemek adına yapabilecekleri en olumlu hareket defans oyuncusuna bir pas oluyor. Takımın her şeyden öte asıl sorunu budur. Sarp ve Topal'ın bu takım ve oynanmak istenen futbol için yetersiz olduğu bir gerçek. Dikine oynayamayan, ileriye topu taşımakta zorlanan ve mücadele etmek adına zayıf kalan bir orta sahamız var. Barış Özbek bu takımda iyi bir alternatif belki ama o da pas trafiğini iyileştirmek adına güvenilecek bir isim değil maalesef. 

Geriye kalıyor Elano. Elano'ya ihtiyacımız büyük ve onun takımda 2-3 sene daha kalması gerek oynamak istediğimiz pas futbolunu başarabilmek için. Dünya Kupası sonrası Keita ve Elano'nun bizimle kalması, Rijkaard ile Neskeens'in sözleşmelerinin uzun süreli olarak uzatılması, takımın geleceği adına harikulade transferler olur. Elano her ne kadar bu akşam çok iyi bir futbol ortaya koymayıp orta sahadaki ''köylülere'' uysa da, önümüzdeki maçlarda kalitesini ortaya çıkaracaktır yeninden. Bu arada Elano'dan hiç uzaktan şutlar görmüyoruz. Gerçek anlamda takımın rakip sahada baskı kurduğu ve yerleştiği anlarda çalışılması gereken bir set olmalı Elano'nun şutları. Bunun Rijkaard tarafından önümüzdeki sezon öncesi hazırlıklar sırasında organize edileceğini ümit ediyorum. Şu sıralar gördüğüm ve anladığım kadarıyla Rijkaard-Neskeens takımın alan daraltarak savunma yapmasını oturtmaya çalışıyorlar.

Hücum setleri demişken, bu akşam Galatasaray aslında hücumda oldukça kısır bir maç izletti bize. Keita'nın daha önceki maçlarda olduğu gibi oryantal performansını pek göremesek te, onun çabalarıyla maç kazanıldı. Ligimizin yakın tarihine baktığımızda, bu kadar yetenekli olup, performans açısından bu kadar istikrarlı bir adam daha hatırlamıyorum. Bir insan sürekli parende atar mı sahada? Adamın her hafta ayakları yerden kesiliyor nerdeyse...Bu akşam maçtan Keita'nın performansını çıkardığımızı düşünürsek, hazırlanış açısından kayda değer sadece bir pozisyon vardı. Barış'ın farklı şekilde auta giden vuruşu. Elano güzel bir pas attı Keita'ya. Kara Şimşek o gelen güzel pasla tek top oynadı ve harika bir asist yaptı. Barış'ın Beşiktaş maçında Elano'nun asistini kafayla gole çeviremeyişi ve bu pozisyonu düşününce kendisine kızmamak elde değil. Son vuruşlarda yetersiz hissettiriyor kendisini. Herneyse, taraftar olarak hazırlanış açısından güzel goller poziyonlar izlemek istiyoruz, yensek te yenilsek te... İşte maçta göremediğimiz ana tema buydu.

Son saniyelerde son sözü söyleyen Kral'a, ben de son paragrafta değineyim. Kendisini çok özlemiş bir hayranı olarak, attığı bu gol ile içimden, keşke sakatlanmamış olsaydı, dedim Şu an Makakula ile gol krallığında yarışan ve belki de onu geçmiş isim olacaktı. Geride kalan maçlarda 3er 5 er gol atması ve bu sene de gol Kralı olması dileğiyle... 

14 Mart 2010 Pazar

Nasıl Sahaya İmza Atılır...


Kasımpaşa maçından sonra yazamadım bunu. Eskişehir maçını izledikten sonra da bir yazı hazırlamıştım ama onu da tamamlayamadım işlerimin yoğunluğundan. Yazma şansım olmuyor bu sıralar... Neyse fırsatım varken hemen tamamlayayım.

Kağıda imza atmayı hepimiz biliriz. Ama ya bizi harika şekilde anlatan bir imza atmaya kalksak ve bu kağıda olmasa... Acaba kendimizi ölümsüzleştirecek yıllar sonra hatırlanmamızı sağlayacak bir şey yapmaya kalksak ne yapardık? Bu dünyadaki her insan için zor bir soru aslında. Zaman su gibi akıp geçiyor. Biz ölümlü insanlar hayattaki rolümüzü tamamlayıp, göçüyoruz bu dünyadan...Arkamızda neredeyse hiç bir şey bırakmadan... 

Fakat Keita muhteşem bir şey yaptı... Son yıllarda ülkemize gelen en sempatik ve en yetenekli futbolculardan biri, belki de en oryantali. Galatasaray taraftarları yıllar sonra bu kareyi anımsayacaklardır. Keita'nın attığı ya da attırdığı golleri hatırlayamayabiliriz belki ama onun bu hareketini herkes hatırlayacaktır. 

Kanımca, Keita harika bir imza attı Ali Sami Yen'e. Sanki gökten geldi ve işaret ediyor birşeyleri. Farkına varın, diyor, bakın bu statta neler neler yaşandı ve yaşanıyor... Sizler! Farkına varın, diyor. Muhteşem bir takımın taraftarısınız bunu unutmayın, diye belirtiyor sanki... Bu sene son senesi Sami Yen'in... Keita, stadyumun son senesinde, bu harikulade imzasıyla noktayı koydu bence. Daha nicelerinin yeni Arena'mızda olması dileğiyle. 

1 Mart 2010 Pazartesi

Galatasaray-Kasımpaşa:4-1, Forvetli,Presli,Güneşli Günler ve Speedy Gonzalez



Atletico Madrid maçında pres yapmayan, ikili mücadelelere giremeyen, rakibin oyununu bozamayan ya da bozmaya bile çalışmayan bir orta saha vardı. Bu orta sahadaki oyuncular gitmiş, yerine mücadele eden, daha çok top kazanan, kazandığı topları verimli kullanan, ileriye doğru oynayan bir orta saha gelmiş. Öncelikle bu akşam buna çok şaşırdım. Tabi oynanan futbolu bu kadar etkin ve bol gollü kılan unsur sadece orta saha değildi. Sakatlıklar sonrası eksikliği oldukça fazla hissedilen, oynanmak istenen sistemin omurgasında, en uçta yer alan merkez forvet etkisini vurgulamak gerek. 

Bu akşam Jo Alves harikulade bir oyun sergilemedi ama Kasımpaşa forvetinin ve orta sahasının yaptığı baskılara rağmen, ileri doğru oynamaya çalışan orta sahanın, kendisine attığı topları ''Badem Gözlü Nonda'' (Kör Ölür Badem Gözlü Olur) gibi ezmedi. Arkadaşlarına doğru paslar atan, yaptığı koşularla hücumu etkin kılan, hücumda verimliliği artıran bir oyun sergiledi Jo. Bazı çapraz koşularda ve araya atılacak paslarda arkadaşlarıyla anlaşamamış olsa da bu durum zamanla olumlu yönde değişecektir. Sezon sonu takımda kalıp kalamayacağı ise, kalan 10 maçta Rijkaard'ın oynatmak istediği sisteme ne kadar adapte olacağı ile ortaya çıkacaktır.

Sezon başından buyana pek sık forma şansı bulamayan Ayhan bu akşam mücadeleci oyunu ile ''Ah be Ayhan daha önce neredeydin dedirtti'' bana. Bu akşam oynadığı futbola, en azından mücadele edişine sevinsem de daha önce bu performansını ortaya koymayıp formayı sırtına geçirmeyişinden dolayı oldukça kızgınım kendisine. Ayhan Akman orta sahada pres yapan bu defansif oyununu, çok etkin olmasa da hücum tarafında da verimli bir şekilde gerçekleştirdi bence. Topun ileriye taşınmasında ve pas trafiğini Topal ile birlikte doğru şekilde yapması sebebiyle, bence, bu akşam oyunuyla ön plana çıkan adamların başında gelir Ayhan. Pres yaparken, Ayhan'ın diğer arkadaşlarını da yönetmeye çalışması dikkatimi çekti. Bir bakıma orta sahada liderlik görevi üstlendi defans anlamında ön alanda. 

Madrid maçında son saniyelerde oyuna giren ve şu ana kadar oynadığı maçlarda çok verimli ve etkili bir oyun sergileyemeyen GSantos maçın adamıdır benim gözümden. Rakip takım orta sahamıza ve defansımıza rahatsız edici baskı yaptı. Zaten takımın en zayıf ve kilit noktası burası. Galatasaray baskı yediğinde, orta sahası sert ve mücadeleci ekiplere karşı siniyor, dikine oynayamıyor. İleride de top tutarak hücumu organize edebilecek, topu kanatlara yayacak, en azından orta sahanın ve defansın gördüğü baskıyı bir nebze olsun hafifletebilecek bir merkez forvet olmayışı da, rakibin baskısının etkisini artırıyordu. Sonuç olarak daha çok sinen bir takım hüviyetine bürünüyordu. Pas yapamayan, topu ileri taşıyamayan, ileri çıkamayan... Ortadan direkt ceza sahasına yönelen driblingleri rakip orta sahasının ve ileri oyuncularının pres dengesini bozdu. Bu akşam Gio dikine oyunuyla rakibin orta saha ve defans üzerine kurduğu baskıyı da kırdı. Bileklerine hakim çok çabuk ve hızlı bir oyuncu Gio dos Santos. Küçükken izlediğimiz çizgi filmdeki, Meksikalıların taktığı o geniş şapkayı takan fare gibiydi bu akşam. Arriba Arriba!!! Şaka bir yana daha da önemlisi defansa ve orta sahaya yardım eden mücadeleci yapısı. Ligde oynadığı maçlarda hücum konusunda çok eleştirilirken, değerli medyamızın über! yorumcularının gözden kaçırdığı nokta ise tam olarak buydu, defansa yardım ediyor oluşu. Fizik olarak çok kuvvetli değil Giovanni Dos Santos ama mücadeleci, rakibi rahatsız eden, pres yapan, top çalmaya çalışan defansif bir tarafı var. Bu akşam hücumda çok pozisyona girip gol atamasa da, mücadele olarak yaptığı işler kayda değerdi. Hele hele rakip sahada iki oyuncu arasında iken, herkesin topu kaybedeceğini düşündüğü anda, rakiplerinin itişlerine, formasından çekişlerine ve gözardı edilen faullere rağmen, topu alıp ikisinden de sıyrıldı.

Avrupa arenasından elenmemize bahane olarak, ''Badem Gözlü Nonda'' nın takımdan ayrılmasına sebep olan GSantos transferi için, birçok kişi ''Tu Kaka'' diyordu. Gerçekçi olmak gerekirse, şu an, her ne kadar iyi bir hücum hattına ve iyileşen savunmaya sahip olsak ta, bu orta sahamızla Avrupa'da çok fazla ilerleyemeyecek bir takım olduğumuzu biliyorduk aklımızın bir köşesinde. Hayal dünyasında yaşamayan her Galatasaraylı bu cümleme katılacaktır diye düşünüyorum. Bir kaç maça bakılarak değerlendirilen GSantos transferi, kendisinin bu performansını devam ettirmesi halinde, opsiyon hakkının elimizde olduğu gerçeğinden yola çıkılarak, gerçekleşebilecek olası satın almanın, bu devre arasında yapılan bir diğer olumlu transfer çalışması olduğu gelecekte ortaya çıkacaktır. Lucas ve Gio Dos Santos. İkisi de iyi transferler olarak ön plana çıkıyor şu an. Tabi Kewell ve kenarlarda da oynayabilen formda bir Milan Baros takıma döndüğünde, takımdan kimi keserek formayı alır, ilk 11 de oynar, buna Rijkaard-Neskeens karar verecek.Şimdilik kendisine ''Speedy Gonzalez'' ismini takarak alkışlıyorum.

Takımda iyi oynayan oyuncuları bir bir yazıp övgü dolu sözler söylemek niyetinde değilim. Değinmek istediğim bir konu var: Kaptan Arda Turan. Takımın zaman zaman vites yükseltip iyi ve hızlı oynadığı dönemlerde, kendisinin bu iyi oyuna yetişemediğini, bu oyun tarzını karşılayamadığını düşünüyorum. Hızlı, topla fazla oynamadan, tek pasların konuşması gerektiği, açık futbolun oynandığı maçlarda takımın hızını kestiğini sezon başından buyana görüyorum. Bence set oyunu oynanan maçlarda, özellikle kapalı defanslara Arda Turan bir ilaçtır ama rakibin açık oynadığı maçlarda Arda topu ayağında fazla tutuyor. Galatasaray bazı maçlarda Bmw'nin yenilenen M5 modeli gibi. Saatte 305 km hız yapabilirsiniz Keita ve GSantos ile, 100 km hıza 4.4 saniyede ulaşabilirsiniz Elano'nun ve Caner'in uzun top kullanarak ayağa,önünüze paslarıyla ama Arda alınca sazı eline ''bazen'' o kadar yavaş hareket ediyor ve çalım atmak için o kadar çok uğraşıyor ki, otobanda M5 ile 60 km hızla gitmek gibi Galatasaray. Bazen karşılayamıyor Arda Turan'ın motoru Galatasaray'ın vitesini. Merak ediyorum bu konuda yalnızca ben mi böyle düşünüyorum diye...

Bu akşam Sabri'nin dönüşü ve yine topu göklere atması, maç sonu ise stada yine üçlü çektirmesi, Keita'nın taklası, harika golü ve Neill'in dikine derin pasları övgüye değer diğer güzelliklerdi.

Şampiyonluk yolunda ilerleyen takımın önümüzdeki maçlarda daha da verimli ve keyifli bir futbol oynayacağını düşünüyorum.

28 Şubat 2010 Pazar

Ümit Milli Takımı kadrosundaki Galatasaraylı gençlere bakış

Slovakya Ümit Milli Takımı ile 2 Mart Salı, Büyükşehir Belediyespor ile de 3 Mart Çarşamba günü oynanacak maçlar için 21 yaş altı milli takımın 34 kişilik aday kadrosu açıklandı. Kadroda Galatasaray'dan sadece 1 oyuncu bulunmakta o da Serkan Kurtuluş... Kendisi için Bursaspor'a 1 milyon avro bonservis bedeli ödenerek takıma kazandırılmıştı geçen sezon. Diğer Galatasaraylı oyuncular ise Diyarbakırspor'da kiralık olarak oynayan Erhan Şentürk, devre arasında Eskişehirspor'a kiralan Aydın Yılmaz, yine devre arasında Altay ile anlaşmaya varılan fakat sezon sonu takıma katılacak olan orta saha oyuncusu Musa Çağıran.

Erhan Şentürk Galatasaray Paf takımında iken Özgürcan ile  birlikte forvet olarak dikkat çeken oyunculardan biriydi. 14 yaşında profesyonel olarak 3 yıllık sözleşme imzaladı. 17 yaşına  geldiğinde ise 2010 Mayıs'a kadar kontratını yeniledi. 2008-2009 sezon başında tecrübe kazanması için Bank Asya ligindeki Diyarbakırspor'a kiralandı. O sezon takımında ikisi Fortis Türkiye Kupası olmak üzere, toplam 31 maçta forma giydi ve yalnızca 4 gol atma başarısı gösterdi. Ümit Milli Takım kadrosunda orta sahada görev almak üzere davet edilmiş kendisi. Diyarbakırspor'da fizik mücadele açısından bakıldığında, bir forvet olarak yeterli olmadığından olsa gerek orta sahada sağ önde yardımcı forvet olarak görev yapıyordu zaten. Bank Asya'da oynarken az gol atmasına rağmen ilk 11 de başladı çoğu maça. Yükselme potasında mücadele eden bir takımda, Süper Lig'e çıkarak önemli bir tecrübe edindiği ve takımına önemli katkılar yaptığı konusunda herkes hemfikirdi geçen sezon. Bu sezon başındaki kampta ise, takımdaki forvet eksikliğine rağmen Rijkaard'ın dikkatini çekmeyi başaramadı ve tekrar Diyarbakırspor'a döndü.


Erhan bu sezon, ligde 16 maçta 633 dakika forma giydi. Süper Ligdeki bu maçlardan sadece bir tanesinde oyundan çıkmadan 90 dakika mücadele etti ve bir kez de Ziraat Türkiye Kupasında forma şansı buldu. Erhan bugüne kadar, özel milli maçları da saydığımızda, 3 kez U16, 3 kez U17, 16 kez U18, 15 kez U19 ve 1 kez U21 olmak üzere, toplamda 38 kez milli takımlara çağrıldı. Bu maçlar içersinde, Avrupa Şampiyonasında oynadığı 5 maçta 1 gol attı. A2(eski Paf)Liginde 48 maça çıkan Erhan'ın 21 golü var. Diyarbakırspor'da sezon başındaki maçlarda kısa süreler alsa da son zamanlarda aldığı süreleri uzatmayı başardı Erhan. Yönetim ise sezon sonu bitecek olan sözleşmesini 2011 sezon sonuna kadar uzattı bu arada.

Aydın Yılmaz 2003-2004 sezonunda Paf Liginde forma giymeye başladı altyapıda. İlk kez 2005-2006 sezonunda Süper Ligde forma şansı bulmuştu ve o sezon 12 kez A takımda oynadı ve gelen şampiyonlukta önemli bir pay sahibi idi. Erhan'dan bir yaş büyük olan Aydın oynadığı maç sayısı açısından da oldukça fazla tecrübeye sahip aslında. Süper Ligde 48 maç oynadı ve 2 golü var. A2 de ise 40 maçta 12 gol. Yine fırsat buldukça oynadığı Türkiye kupasında 8 maç, 3 gol. Aydın Yılmaz 1 kez A milli takım olmak üzere 67 kez tüm yaş kategorilerinde milli takıma çağrılmış bir oyuncu. 2005'te U20 Gençler Dünya Şampiyonası grup maçları ile finallerde 6 maçta forma giydi.  Avrupa Şampiyonası finallerinde ve grup eleme  maçlarında ise 23 maçta 5 gol atma başarısı gösterdi. Son dönemde kendisine tanınan şansları iyi değerlendiremedi ve şu an Eskişehirsporda kiralık olarak oynuyor. Bu kötü formu yüzünden ikinci yarı başlamasından bu yana Eskişehir'de de forma şansı bulamadı henüz. Kendisi umarım, sene sonunda daha istekli olur ve kişisel gelişimine kaldığı yerden devam ederek takıma katılır.


Fatih Serkan Kurtuluş Türkcell Süper Liginde ilk olarak 2006-2007 sezonunda Bursaspor'da forma giyme şansı yakaladı. Beşiktaş ve Trabzonspor maçlarında olmak üzere sadece 2 kez forma giyebilmişti o sezon. Ertesi sene yine Bursaspor'da oynadığı 8 Lig ve 4 Türkiye Kupası maçı sonrası  1 milyon avro gibi ciddi bir para karşılığı Galatasaray'a transfer oldu. Şu anki performansını düşününce tam bir fiyasko gibi görünüyor. Sadece A2 liginde forma giymesi için transfer edişmiş bir futbolcu sanki. Galatasaray'a transferinin sebebi ne olabilir diye düşünüyorum, düşünüyorum... 2008 Avrupa Gençler şampiyonasında sadece 3 maça çıkmış olması herhalde transfer için yeterli bir sebep değildir. Bu transfer gerçekleşmeden önce Süper Ligde ise toplamda 10 maç istatistiğini de düşününce insanın bu duruma kızmaması imkansız. Galatasaray'ın son yıllarda gözle görülmese de en fiyasko transferi Fatih Serkan Kurtuluştur. Takıma geldiği 2008-2009 sezonunda sadece 8 maçta forma şansı bulabilmiş bir oyuncu olarak bu sene bir kez Türkiye Kupasında oynadı, daha doğrusu oynayamadı demeliyim, çok kötü bir maç çıkarmıştı Ankaragücü karşısında. 1 milyon avro ve altyapıyı düşününce neler neler olmazdı ki? Serkan'ın Milli takımlardaki istatistiklerine bakınca ise 58 maç ve 3 gol görüyoruz. Ancak A2 liginde 19 maç ve 2 golü bulunuyor. Milli takım istatistiklerini bir kenarda, A2 Ligi,Süper lig ve Türkiye Kupasındaki istatistiklerini diğer kenarda düşününce, ortada bir terslik olduğunu seziyor insan. Milli takımlarda oynayan bu kadar çok oynayan, yetenekli olduğu düşünülen bu oyuncu neden Ligde ve Kupa maçlarında ortada yok?Ya da diğer bir şekilde sorarsak oynamayan bir oyuncu olarak neden bu kadar çok forma şansı bulabildi U17 ve U18 Milli takımlarında. Bir yerlerden torpil mi sözkonusu acaba?BU istatistikleri, Serkan'ın Galatasaray ile 2013 yılına kadar sözleşmesi olmasını, bu oyuncuya bu kadar transfer bedeli ödenmesini bir araya toplayınca, bu durum aklımda değişik düşüncelerin oluşmasına sebep oldu açıkçası. Sadece yanlış transfer politikası değil belki de güzel bir menejer kazığı da olabilir bu durum. 

Musa Çağıran ismini ise Bank Asya Ligini ya da PClionFC'yi dikkatli takip edenler zaten duymuşlardır. 2006 yılında 3 senelik bir sözleşme ile Altay'da profesyonelliğe adım atmış olan Musa, 2008 yılında kontratı bitmeden 2011 yılına kadar sözleşmesini uzattı. Bugüne kadar Bank Asya liginde 39 maç ve 7 gol performansı ile oynadı. Türkiye Kupasında 6 maç 1 gol, Avrupa Şampiyonası grup eleme maçlarında 3 maçta 1 golü var. Görüldüğü üzere bir orta saha oyuncusu olarak golü düşünen bir yapısı sözkonusu. Önümüzdeki sezon Galatasaray'da Mustafa Sarp'ın yerinde oynamasına kesin gözüyle bakıyorum. Mustafa Sarp'tan daha golcü olabileceğini düşünüyorum. Altay 24. hafta sonunda 42 puanla 4.sırada Bank Asya'da liginde. Altay toplamda 35 gol atmış rakip filelere. Musa Çağıran ise takımın attığı toplam golün beşte birini, %20'sini kaydetmiş, 7 golü var. Sanırım bu istatistik, bir orta saha oyuncusu olarak ne kadar golcü, fırsatçı olduğunu bize yeterince yansıtıyordur. U18 ve U17 kategorilerindeki milli maçlara ise toplamda 25 kez çağrılmış ve 25 maçta 1 golü bulunuyor.

Galatasaray ile ilgisi olan futbolcuların durumlarını maçtan önce istatistiklerle yansıtmaya çalıştım. Ancak Ümit Milli takımı aday kadrosunda dikkati çeken önemli isimler mevcut. Bunlar da benim gözümden, Cem Paul Karacan, Tevfik Köse, Ergün Berisha, Ömer Şişmanoğlu ve Mustafa Pekmetek.

Önümüzdeki günlerde taşınma işlerimle meşgul olucam kısa bir süreliğine. Fırsat bulduğumda da bu oyuncular hakkında detaylı bilgilerle dönmeye çalışacağım.




Rijkaard'a destek devam ediyor, bakalım medyada neler olacak.

Hem Antalya'ya kupadan elenmiş olmak hem de Avrupa'da takımın yoluna devam edemiyor oluşu... Bloga girip oy kullananlara göre pek önemli değil gibi bu durum. (Kendilerine teşekkür ediyorum bu arada.) Zira şu ana kadar oy kullanan 15 kişi, en az 3 sene Rijkaard ligde takımı şampiyon yapamasa bile, onu desteklemeye devam edecek. Sezon başında edilen sabır yeminlerine hala sadık taraftarlarız görünen.


Açıkçası birçok taraftar gibi ben de medyayı merakla takip ediyorum. İlerleyen haftalarda olası kötü sonuçlar alınması, hatta Sami Yen'de bir  Fenerbahçe mağlubiyeti ve akabinde kaybedilen bir şampiyonluk sonrası kimler Rijkaard'ı yine futboldan anlamamazlıkla itham edecek?

Taraftarın canı gönülden desteklediği ve ümit bağladığı Frank Rijkaard'a, iyi ya da kötü sonuçlar ne olursa olsun, yönetimin 2015 yılına kadar sözleşme önermesini bekliyorum. Belki de seçimden hemen sonra gerçekleşecektir. Atletico Madrid maçı gibi kötü bir sonuç sonrası bekliyordum böyle bir radikal anlaşmayı. Bu şimdilik olmadı fakat yönetimden bu sene beklediğim en önemli transfer anlaşması bu anlaşma. 
Rijkaard'a seçimin hemen sonrasında ya da sezon sonu uzun süreli bir anlaşma önerilmesi bence çok önemli. Kendisi Milan'ı oldukça seviyor. Barcelona sonrası bir sene kadar dinlenmesinde ve herhangi bir takımın başına geçmemesinin sebebi olarak, Milan'da çalışmayı beklediği düşünülüyordu. Bu gerçekleşmeyince de kendisini yeniden ispat etmek adına bize geldi. Bizimle başarılar elde ettiğinde, çok iyi teklifler alacaktır ya da belki de alıyordur bu sıralar. Böyle bir olasılığın varlığı bile, eminim, benim gibi kendisini 5 sene beklemek isteyen taraftarların hoşuna gitmez.

Üzülerek şunu biliyorum ki, Rijkaard misyonunu tamamladığında aramızdan ayrılacaktır. Bu belki Avrupa'nın bir numaralı kupasını kazandırdıktan sonra, arkasında gözü yaşlı taraftarlar bırakarak, ya da belki de çok nahoş olayların cereyan etmesiyle gerçekleşecektir.

Ancak Rijkaard olsa da olmasa da bizim medyamız  ve über yorumcularımız bize baki kalacaktır...

26 Şubat 2010 Cuma

Caner Erkin'in Mücadelesi ve Sarı Kartlar

Dün akşam iyi bir performans gösterdiğini en azından Rijkaard'ın kendisine verdiği görevleri yerine getirmeye çalıştığını düşünüyorum.Ta ki 82.dk'ya kadar. Diğer sarı kart gördüğü maçları da hatırlayınca ağzında çıkan sözler ''Allah Allah yaaa!!!'' oluyordu. En azından kamera görüntülerinden küfür ettiğine rastlamadık daha. Sol bek ve Sol açık için iyi bir alternatif olduğunu ve hemen hem tüm taraftarın kendisini sevdiğini düşünüyorum. Birçok kişi dün gece yaptığı iki anlamsız faul ve takımını yalnız bıraktığından dolayı artık Caner'i sevmeyebilir ya da  bundan sonra her kötü oynadığı maçta acımasız eleştirilerde bulunabilir. Zaten Rijkaard Keita'ya verdiği cezayı ona da verecektir. Bence bize düşen onu acımasız şekilde eleştirmek olmamalı aksine desteklemeliyiz. Bundan sonraki maçlarda sarı kart görmemek adına, rakibe daha yumuşak press yapma eğilimine girecektir tahminimce. Özellikle Trabzon ile oynanan kupa maçında, orta sahamızda rakibin orta sahasını bozan ve en çok pres yapan oyuncu idi. Oynadığı futbolu sert olarak kabul etmemiz gerek ama takımın orta sahasının da zaten sert oynayan oyunculara ihtiyacı var. 

Sert ama kontrollü! Caner sert kısmını başarıyor ama kontrol ve mental kısımda ise zayıf. Caner oynadığı lig maçlarında şu ana kadar 2 sarı kart gördü, kupa maçlarında ise 3.  

GALATASARAY   -    BUCASPOR             28.10.2009    Ziraat Türkiye Kupası
GALATASARAY   -   GENÇLERBİRLİĞİ    19.12.2009    Turkcell Süper Lig
GALATASARAY   -   TRABZONSPOR       23.12.2009    Ziraat Türkiye Kupası
ORDUSPOR        -   GALATASARAY       10.01.2010    Ziraat Türkiye Kupası
KAYSERİSPOR    -   GALATASARAY       06.02.2010    Turkcell Süper Lig

Uefa Avrupa Liginde oynadığı maçlarda ise 5 kez faul yaptı ve bir kez kırmızı kart gördü. Bu istatistiğin en ilginç yanı ise dün gece oynanan maçta sadece iki kez faul yapmış olması ve bu iki faulün de sarı kart ile cezalandırılması.

Canerin mücadelesine bir diyeceğim yok. Ama geçmişte Okan, Emre, Hagi, K.Hakan dörtlüsünün mücadele ederken ve hakeme itirazdan gördükleri sarı kartların, daha sonra sinir harbi yüzünden kırmızıya döndüğü geleneğin tekrar hortlamasından çekinmiyor değilim açıkçası.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...