26 Şubat 2010 Cuma

Atlético Madrid maçından bize geriye kalanlar ve ''orta'' sahaya bakış.



Maçtan sonra hemen yazı yazamadım, oldukça üzüldüm, kızgındım, keyifsizdim. Turu geçmeye ümit bağlamışher Galatasaraylı gibi hayalkırıklığı...Yazıyı bu sabaha bıraktım daha objektif bakabilmek için.Maç sırasında heyecanım giderek yükselmişti ve kimin ne yaptığını A2 ligi maçı izler gibi detaylı süzemediğimi baştan belirteyim.Ama görünen köy de kılavuz istemiyor.

Sezon başından, hatta Lincoln performansından buyana orta sahamızın oldukça yetersiz olduğunu yedi cihan biliyor olsa gerek artık. Takımın sezona iyi başlangıç yaptığı maçlarda her şey güzeldi ancak özellikle Fenerbahçe deplasmanında görüldü ki, baskılı oynayan fizik açısından daha güçlü orta sahalara karşı yapabildiğimiz en güzel şey, geçmiş senelerde hastalık haline dönüşen geri pas. Yan pas bile değil! 

Takımımızda orta saha oyuncularımıza baktığımzda pas trafiğini en iyi şekilde gerçekleştirecek oyuncu Elano gelene kadar Ayhan idi. Ayhan belki de yaşının vermiş etkiyle artık hiç iyi oynamıyor.Bu sezon ligde sadece 13 maçta forma şansı bulabildi. Emre Çolak'ın A takıma katılışı da bu yüzdendir. Oyunun her iki yönünü A2'deki bir gençten daha iyi oynayan Ayhan'ın formsuzluğunun, Çolak'ın takıma katılmasını sağladığı kanısındayım, yoksa Emre Çolak'ın çok üst düzey bir performans gösterdiğinden dolayı olduğunu düşünmüyorum. Takımın Barossuz kalmasından sonra oynanan maçlar gözden geçirilirse, hücum hattında sıkıntıya düşen bir takımda hücum özelliği olan ve altyapıdan A takıma yükselme potansiyeli en yüksek orta saha oyuncusunun takıma katılmasından daha doğal bir karar da olamazdı Rijkaard açısından bakılınca.

Orta sahamızı incelemeye Barış ile devam edelim. Barış kupa maçlarında 4-4-1-1 sisteminin sağ açık oyuncusu olmuştu. Zayıf ekiplere karşı oynanan futbol çok iyi olmasa da, Barış asistlerini sıralayarak hücum açısından da birşeyler yapabileceğini ispatladı bize. Yine,  Beşiktaş maçında Elano'nun asistini her ne kadar gole çeviremese de Sarp'ın ileri çıkışları ile attığı kafa gollerini, kendisinin de atabileceği sinyallerini gösterdi.Zaten geçtiğimiz senelerde de golleri vardı. Barışın defansif yönünün de kötü olmadığını biliyoruz. Orta sahada çok koşan ve mücadele eden bir yapısı var. Barış komple bir oyuncu değil bunu söyleyeyim fakat bugüne kadar gördüğüm en eksik tarafı mental yönü. Eminim, bunu okuyan herkes Barışın elle oynadığı 3-5 maçı hatırlar ya da sıklıkla sarı kart gördüğünü bilir. Hakemle konuşmalar itirazları saymayalım bile. Caner Erkin gibi o da takımda mental yönü zayıf olanlardan. Kupa maçında gördüğü gereksiz bir kırmızı kart da var bu sezon tabi, maçı hatırlayamadım su an.(araştırmadan geçiyorum bu ayrıntıyı) Barış, orta sahada bizim aradığımız pas trafiğini üstlenerek topu ileriye taşıma özelliklerine sahip bir oyuncu değil. Özellikle bunu düzenli yapabilecek bir oyuncu hiç değil. Baskılı oynayan, fizik gücü yüksek orta sahalara karşı elindeki en iyi kozu sarı kart göreceği fauller olmuştur/olacaktır. Ancak Barış takımda alternatif olması adına bir seçenektir ve önümüzdeki sene de böyle kalacak diye düşünüyorum. Uzun vadede takıma katkısı ise Rijkaard'ın sistemine adapte olması ile belli olacaktır, nitekim genç bir oyuncudur hala ve gelişime açıktır.

Örümcek Topal ise eksikliği bir dert varlığı da ayrı bir dert bit oyuncudur gözümde. Tamam yeteneklidir. İyi basar, top keser rakibi bozar ama aradığımız sadece defansif özellikler değil modern futbolda hele de Rijkaard varsa bu takımın başında. Sol ayağı bu kadar zayıf bir oyuncu olarak, mecburen enlemesine ya da geri pas yapmak zorunda hissediyor kendini. Baskı gördüğünde topu kaybetmesi sanki an meselesi. Topal bu takımda oynamaya devam edecekse kaptıracağı bir toptan canımız yanacak. Ofansif yönü çok iyi bir orta saha değil Topal. Eğer satılırsa bu sezon, eksikliğini hissederiz belki. Musa Çağıran sezon sonu katılacak takıma. (keşke şimdi takımda olsaydı) Oynadığı mevki itibariyle Topal'dan formayı kapar mı ya da Topal ile birlikte mi oynar bilemiyorum. Kendisini daha önce izlemedim. Sakat olan Topal'ın takıma dönmesi sonrası orta sahada bir iyileşme olduğunu herkes gördü. Ama bu iyileşme aranan yeterlilik değil. Biz Topal'ı beğenelim ya da beğenmeyelim, varlığı da yokluğu da bu takım için bir sıkıntı bence. 

Sarp 19 maç oynadı bu sezon. En fazla maç oynayan orta saha oyuncusu. Formasını yırtmasaydı daha fazla olacaktı. Herkes Rijkaard'ın prensi demeye başladı. Sarp mücadele ediyor, Barıştan daha fazla. Duran top ile kornerlerde ve 4-3-3 sisteminde taktik gereği, bir orta saha oyuncusunun ceza sahasında gol aramasını bugüne kadar kötü yapmadığını biliyoruz. Orta sahada ligde attığı 3 golle en golcü orta saha oyuncumuz. Elano'nun 2 golü var. Yine pas trafiğini yönetmek adına Topal'dan, Elano'dan, Ayhan'dan daha iyi değil. Emre Çolak'ın bile daha iyi olduğu iddia edilebilir. Ama bizim göremediğimiz nedir bu adamda? Atlêtico maçı sonrası herkes Sarp hakkında atıp tutuyor ama belki de orta sahada oynayacak daha iyi ya da daha hazır bir oyuncu olmadığından o oynamıştır. Bir de bu şekilde yaklaşmak gerek.

Emre Çolak ve Elano hakkında fazla konuşmayacağım, Elano bu takımda herkesten daha iyi bir orta saha oyuncusu. Emre ise kendini kanıtlamadı daha.

Bugüne kadar oynanan futbola baktığımızda benim gözüme çarpan şey, baskı kuramayan, pres yapmayan bir orta saha. Belki de ilk yarı bıraktığımız basit puanlar bu sebepten. 2-0,3-0 öne geçtiğimiz her maçta gol yememize sebep olan, rehavete kapılan bir orta saha, rakibe topu veren bir orta saha. Bazıları ilk yarıda yenen goller için defansın kötü olduğundan, eksik olduğundan ya da kalecinin kötü olduğundan dem vurabilir. Ama biz hala gol yiyoruz. Leo Franco artık daha iyi oynuyor. Defans'ta Uğur,Sabri,Emre Güngör geri döndü. Neill defansı toparladı ve biz hala gol yiyoruz. Savunmamız daha iyi, belki de ligdeki en iyi savunma olacak geride kalan maçlarda. Ama her maç gol yiyor oluşumuzun bütün sebebi defans ya da kaleci değil, mücadele etmeyen orta sahamızdır. Topal'ın sakatlık sonrası oynadığı ilk maç ve Topal dönmeden oynanan önceki maçı izleyenler orta sahanın toparlandığını farkederler. Topal için örümcek diyoruz ve elinden gelen tüm defansif özellikleri sahaya yansıtıyor. Sarp ise sadece koşuyor ve bazen onu da yapmıyor. İstanbul'daki Antalya maçında Topal'ın hata yapması sonucu topu rakibe kaptırdık. Sonrasında Sarp'ın yanından koşup geçerek, rakibe müdahale edip topu geri kazandığını hatırlarım Topal'ın ama Sarp yürüyordu o sırada. Sarp koşuyor, mücadele ediyor deniyor ama orta sahada en çok maçı o oynamasına rağmen bence orta sahada en zayıf halka kendisi. Elano gün geçtikçe daha iyi oynuyor fakat Topal için de sağlam bir halka diyemem, belki yanında oynayanların iyi oynamasıyla performansı artar.Yine de Topal hücum alanında defansif yönüne oranla bariz şekilde zayıf.

Rakibe basan, mücadele eden, ikili mücadelelere giren, rakibe orta saha oyuncularına alan bırakmayan, top çalan, en azından oyun bozan daha üst düzey bir orta sahamızın olmayışı, bence şu an takımdaki en büyük eksiklik. Beşiktaş maçında Elano'nun kayarak müdahalesini hatırlayanlar bana hak verecektir.Orta sahaya Emre Belözoğlu gibi bir oyuncu lazım, hafiften çirkef mi desek bilemedim, Lugano gibi kurnaz diyelim.

Takıma gelecek sezon yabancı transfer hakkımızı Jo'yu göndererek Miguel Veloso ya da Lazio'nun transfer ettiği Hitzpelger gibi bir oyuncuyu alarak kullanmalıyız. Ancak Jo'yu göndermemiz durumunda ,takıma iki tane daha forvet gerekiyor. Baros'u şimdilerde arasak ta, o da formsuz dönemler geçirebiliyor ve bazen çok basit golleri kaçırıyor. Yerli fovetlerden umudu kesmiş durumdayız zaten. Ben Gio Santos'un kendisini ispat edebileceğini düşünüyorum. Ama hangi kanat oyuncumuzu kesebilir ki? Bu Arda olamaz, Keita'nın yerinde oynayabilse de ondan formayı alması zor, sadece Kewell ile yarışır, ama Kewell daha iyi bir oyuncu. Bu açıdan bakıldığında zaman zaman kötü oynayan Keita'yı değiştirmek için girer oyuna. Aydın gibi... İşte benim gözümden transfer sezonu yaşayacağımız sıkıntının olduğu noktadayız. Ya Jo gidecek ya da GSantos, eğer orta sahaya yabancı bir oyuncu alacaksak.(Tabi ki performansları bunu belirleyecek ama geride kalan maçlarda iyi olacaklarını varsayarsak...) Jo gidecekse, iki tane forvet gerekli ve Santos giderse de Keita'yı yedekleyecek bir alternatif.

Şimdi yazacaklarıma biçok kişi kızacak. Hazır transfer sözü açılmışken, seneye Aslantepe'ye yeni bir taraftar tipi transfer etmeliyiz. Yahu 90 dakika ıslık çalınan maçlar vardı. Juventus, Real Madrid, Milan...Top ne zaman rakibe geçse ıslık sesinden cehenneme dönerdi Sami Yen. Takım bir pas hatası yapınca ''Aaaaah....'' diye bir uğultu... Gol yenilince sus pus tiyatro severler topluluğu... Ben Ali Sami Yen de maçla bütünleşmiş bir taraftar bekliyorum yıllardır. Ama azıcık işler kötü gidince susuyor taraftar, stadda bir sessizlik oluyor... Bu da futbolcuların moralini bozuyor aslında. Beni dün gece rahatsız eden noktalardan biri de buydu. Ama haksız da değiller bir bakıma. Orta saha mücadele etmezken ve yol geçen hanı gibi toplar vızır vızır etraflarından geçerken kim bağırmak ister ki? Ne de olsa orta sahada ne Okan var ne de Suat. Arda'nın daha ateşli olması gerekiyor bu durumlarda taraftarı ve takımı ateşlemesi lazım. Geriye gelip rakibin oyununu bozmalı...

Herşey bir yana, Bordeux maçındaki ''Your Nightmare is Back Again'' ve Freddy'nin ''Hell'' inden sonra, Burada Çok Aslan Var anlamında   ''Hic Abundant Leones'',  ve ''Kükreyen Aslan'' pankartı, kareografisi çok etkileyici idi. Tezahürat konusunda birazcık ilerleme kaydedebilirsek,  kareografiler açısından da oldukça etkileyici taraftarımız, maçtan bize kalanlar diye düşünüyorum.

25 Şubat 2010 Perşembe

Galatasaray - Atlético Madrid, Luis Aragones Şevki'ye Karşı



Ülkemizin güzide! kulüplerinden birinden beğenilmeyerek gönderilen Luis Aragonés 73-74 Şampiyon Kulüpler Kupasında uzatmalarda bizi eleme başarısı gösteren takımda yer almıştı. Şimdi eleme sırası bizde. Ama tabi uzatmalara gitmeden. Bugün Arda,Keita ve Caner'den Şevki'nin kaçırdığı golleri atmasını bekliyoruz.

Maçın Kadrosu ise şöyleydi;

Galatasaray: Yasin, Ekrem, Muzaffer (tarık), Tuncay, Aydın, B.Mehmet, Bülent (Korhan), Mustafa, K.Mehmet, Gökmen, Şevki.

Atletico Madrid: Reina, Melo, Ovazaro, Benegaz, Capon, Adelardo, Luiz Aragones, Iruerta (salceto), Alberto, Garate, Becarra.

24 Şubat 2010 Çarşamba

A2 Ligi;Gol Krallığında Son Durum

Marmara Grubu
CAN ERDEM
SİİRTSPOR ....................................17 

ALİ KUCIK
BEŞİKTAŞ A.Ş.................................12 

CEM SULTAN
GALATASARAY A.Ş. .........................11

AYKUT SEVİM
BÜYÜKŞEHİR BLD.SPOR .....................10 




Takımda sakatlıklar sebebiyle son zamanlarda bir forvet eksikliği mevcut. Güntekin Onay'ın Rıdvan Dilmen'e sorduğu üzere, ''Hocam acaba, Rijkaard A2'den bir forvet alıp onu oynatsa, daha iyi olmaz mı?'' sorusuna bir yanıt olması açısından bu istatistikleri görmek gerek.

A2 liginde 24.haftada Kartalspor maçında 5 gol birden atmıştı Cem Sultan ve son iki maçtır suskun. Son oynanan, Galatasaray'ın 3-0 kazandığı Boluspor maçında oldukça etkisiz kaldığından Nedim Yiğit tarafından oyundan alındı Emre Çolak ile birlikte. Daha önce ise 22. haftada Bursa maçında 1 gol ve 18. haftada yine Boluspor'a 2 gol atmıştı Cem Sultan.

Kartalspor maçına kadar, son 5 maçında 1 gol ve toplamda ise 6 gol atmış bir oyuncu olarak, A 2 liginde oynanan futbolu ve fizik mücadeleyi de düşününce Cem Sultan'ın A takımda yer alabilmesi adına henüz hazır olmadığını görüyoruz. Özellikle sol ayağını iyi kullanan bir oyuncu olarak ceza sahası dışından topu önünde bulduğu an şut atmayı düşünmesi iyi bir özellik olsa da, kendisini fizik açısından daha iyi seviyeye taşıması gerekiyor. Son zamanlarda neden A2'den bir forveti A takıma almadık diye aklına takılanlara ise diğer bir istatistik ise şöyle.


ANIL DİLAVER 
GALATASARAY A.Ş............................8
MERTAN CANER ÖZTÜRK 
GALATASARAY A.Ş............................5
SERDAR EYLİK 

ORDUSPOR.....................................5
EMRE ÇOLAK 

GALATASARAY A.Ş............................4


Her ne kadar Serdar Eylik şimdilik Orduspor'da olsa da bunu da belirtmek istedim.
Bunların dışında diğer bölgelerdeki gol krallığı yarışındaki isimleri de paylaşalım.

Ege Grubu
ABUZER GAFFAR TOPLU
DARDANELSPOR A.Ş. .....................16
ATİLLA AYBARS GARHAN
MKE ANKARAGÜCÜ ........................10
ABDULKADİR KUZEY
ALTAY .......................................9
Güney Grubu
MEHMET YAMAN
KAYSERİ ERCİYESSPOR...................16
RECEP AYDIN
İSTANBULSPOR A.Ş. .....................15
CENKER PEHLİVAN
MERSİN İDMAN YURDU  ..................11
MEHMET FUAT GÖLBAŞI
GAZİANTEPSPOR .........................11
ZAFER ŞENSOY
ANADOLU ÜSKÜDAR 1908 ...............11
FETHİ TEKİN
KAYSERİSPOR ............................10
KAAN ÇEVİKER
KAYSERİ ERCİYESSPOR .................10
Kuzey Grubu
GÖKHAN ÖZKAN
SAMSUNSPOR ............................13
ARTUN AKÇAKIN
GENÇLERBİRLİĞİ ........................12
MEHMET CAN KASAP
ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. ................10 


23 Şubat 2010 Salı

A2 Ligi;Galatasaray-Boluspor:3-0, Emre Çolak'ın Performansı


A2 Liginde Büyükşehir Bld. karşısında deplasmanda aldığı 1-0 yenilgi sonrasında, Florya Metin Oktay tesislerinde üst sahada, 26. hafta maçında Boluspor'a karşı daha mücadeleci bir oyun sergiledi ve oyuna hakim olan taraftı. Daha önce 7. hafta kendi evinde 1-0, 16. haftada ise deplasmanda 2-3 galip gelmişti Galatasaray.

2008-2009 sezonu ve öncesindeki 18 takımlı lig statüsünden, Marmara,Ege,Güney ve Kuzey olarak 4 bölgeye ayrılmış ve her bölgede 9'ar takımın mücadele ettiği bir statüye dönüştürüldü bu sezon Paf Ligi ve adı A2 ligi olarak değiştirildi. Bu ligde maçlar 4 devre olarak oynanmakta yani bir takım bulunduğu bölge liginde rakipleriyle sezon içinde 4 kez karşı karşıya gelecek. Federasyonun sitesinde statünün nasıl olduğu konusunda kesin ve resmi olarak bir bilgi olmasa da, bulunduğu bölge liginde ilk ikiye giren 8 takımın, Türkiye Şampiyonası adı altında oluşturucağı bir grupta, tek maç üzerinden oynanacak maçlarla şampiyon takım belli olacak.Bu son cümlemin ne derece doğru olduğunu bilemesem de söylentiler bu yönde.

Gelelim maça.
Bu maç, benim için Emre Çolak'ın oynaması sebebiyle önemliydi. A takımla düzenli olarak idmanlara çıkmaya başlaması ile Süper Ligde forma bulduğu maçların ardından, kendisinin istikrarını görmek ve gelecekteki performansı hakkında fikir vermesi dolayısıyla takip etmem gereken bir maçtı kendi açımdan.

Çolak, ilk golde defanstan ceza sahasına yapılan ortayı kontrol etmeye çalıştı, tam kontrol edemese de 2 oyuncunun oyundan düşmesine sebebiyet verdi ve poziyonu takip eden Berkin Arslan'a asist yapmış oldu bir bakıma.Cem Sultan ile bir kaç verkaç denemesi ve paslaşmaları, birkaç güzel hareket ve attığı az sayıdaki çalımlar dışında pek varlık gösteremedi. Topla fazla oynadı 3 veya 4 kişi arasına girerek çok fazla top kaybı yaptı.A2 ligi bilindiği üzere üst düzey mücadelenin olduğu bir lig değil. Fakat Emre Çolak bu maçta gösterdiği performans ve fizik mücadele ile A takımda gösterdiği birkaç maçlık iyi oyunu sonrasında bir düşüş içerisinde gibi gözüktü bana. Zaten Nedim Hoca da bunu farketmiş olacak ki, 65. dakika yerini Mertan Caner Öztürk'e bıraktı Çolak.

Bu arada Cem Sultan demişken, kendisi maçta birkaç pozisyon dışında oldukça etkisizdi ve 2 kez ofsayta düştü. Bazıları A2'den Cem Sultan neden oynamıyor takımda forvet kimliğine sahip oyuncumuz yok diyor ama, Cem Sultan Kartalspor'a attığı 5 gollük performans sonrasında 11 gole ulaştı. A2 liginde 23 hafta boyunca sadece 6 gol atabilmiş bir forvetin A takımda ne kadar faydalı olabileceği sanırım gayet açık bu istatistik ile. İlk yarıda bir ikili mücadeleye girdi Boluspor sol beki ile. Omuz atarak topu almak istedi Cem Sultan ve kendisi yere düştü. Bld.spor maçındaki performansı ve bu durumu gördükten sonra Rijkaard'ın neden A takımda Cem'i oynatmadığını daha iyi anlamış oldum.

İzlediğim Bld.spor ve Boluspor maçları sonrasında A2 takımımızda Mertan Caner Öztürk, Cemre Baloğlu, Berk Neziroğulları ve özellikle Berkin Arslan'ın performanslarını beğendim. Berkin Arslan 4 poziyonun içinde olması, yaklaşık 45 metre top sürüp, iki kişiyi çalımlayarak ceza sahasına girmesi ve atığı bir gol ile Boluspor maçında takımın en iyisi idi. Bld.spor maçında ise oyuna sonradan girmesiyle takımın hücumdaki etkinliğinin artmasını sağladı.

Takımdaki diğer oyunculardan kısaca bahsetmem gerekirse, Cemre sol bekte iyi oynayıp hücuma iyi katkıda bulunmuştu Bld.spor maçında.Bu maçta ise defansın ortasında oynadı ve sırıtmadı, son zamanlarda bir çıkış içinde, attığı uzun toplar ise yerini buluyor. Berk,  hücuma katkısı oldukça iyi bir oyuncu,bir asist yapması da bunu kanıtlıyor.Defansta da iyi işler yapıyor sol tarafta. Orta sahada Uğur Ayhan çok mücadeleci, çok koşuyor. Hatta topla en çok buluşan topun olduğu her yerde ayaklarının bir şekilde olduğu bir oyuncu. Defansif açıdan bir sözüm yok ona ama verdiği paslar isabetli değil. Enlemesine ve geriye pasları dışında hücumda etkisi fazla yoktu. Bugün attığı gol de sizi yanıltmasın.Hem Bld.spor hem de Boluspor karşısında orta sahanın ortasında iyi değildi. Golü de zaten sağ beke geçip, ileri çıktığında, sol kanattan Berk'in ortasında kaydetti. İlginçtir orta saha oyuncusu olarak sağ beke geçtikten sonra daha verimli oynadı.Orta sahada ise Cumhur hücuma katkı açısından Uğur'a göre daha iyi oynadı. Bunun dışında defansta Sinan, oyundan çıkana kadar kötü oynamadı ama çok göze batan bir futbol sergilediğini söylemek zor. Defansta Murat Akça'nın sakat, sağ bekte Onur Arıkan'ın kart cezalısı olduğu haftada, Onur'un görevini Ahmet Kesim üstlendi. Cemre ise Murat'ın yerinde Sinan'a eşlik etti. Sakat olan diğer bir oyuncu ise Çetin Güngör bu arada. 7-2'lik Kartalspor maçında, cezasahasına gelen ortaya gelişine harika vuruşu sonrası Çeto'yu izlemek istiyordum bugün ama olmadı, umarız iyileşir o da çabucak.
Kaleci Emre Emirhan ile Rıdvan Kuru ise milli takımdalar.

Blog yazmak konusunda çok önceden başlamış olan hevesim, takip ettiğim bloglar içinde Uğur Karakullukçu ve diğer iyi yazarları okudukça ve tanıdıkça iyiden iyiye arttı. Belki bu konuda onlar kadar iyi olamam ve mesleğim ile zamanım da buna elvermeyebilir ama elimden geldiğince daha sık yazmaya devam etmeyi düşünüyorum. A2 takımın önümüzdeki maçlarını elimden geldiğince takip edip paylaşmak niyetindeyim.

29 Aralık 2009 Salı

Galatasaray nasıl Avrupa'da bir dev olur?


Adnan Polatın, Galatasaray Dergisi Ocak 2010 sayısındaki yazısında vurguladığı konu ''Devler arasına girmeye hazırlanıyoruz'' oldu.

Galatasaray ne zaman Ajax,Porto gibi bir Avrupa'da hatırı sayılır bir kulüp ne zaman Barcelona,ManUnited gibi bir dev olur?
Portekiz ve Hollanda liglerini düşünelim.Oynanan futbol ve kaliteyi kenara koyarsak, bizim ligimize benziyor aslında en azından çok uzak sayılmayız.(Çok mu iyimserim?)
Portekiz;Sporting,Benfica,Porto....

Avrupa'da çok bilinen bu üç kulübün bulunduğu Liga Bwin, Portekizce konuşan bir ülkede Brezilyalıların zıplama yerinin olduğu bir lig belki, ama yine de bizim 3 büyüklerin sırtlanıp taşıdığı Süper! Ligimize çok benziyor.Onlarda da üç büyükler var ne de olsa.
Ya Hollanda...Ajax, Feyenord,Psv.

Yine aynı gibi. Birkaç farklı takım da bizim başaltı takımlarına yakın takımlar.Twente,Az Alkmaar...

Rus,Ukrayna ve Romanya takımlarının son yıllardaki başarılarını kenara koyarsak, 2000'lerin başlarında Portekiz ve Hollanda'ya yakındık ülke puanı sıralamasında.Liglerimiz benzer sayılır demem bu yüzden...

Yukarıda ismi geçen bu takımlara biraz yakından bakarsak, Ajax ve Porto biraz daha ön planda sayılır.Bu takımları daha iyi incelemek gerekli.Avrupa'da fe7er,Beşiktaş ve Galatasaray'dan daha fazla bilinmekte bu iki kulüp çünkü oldukça başarılı takımlar.Bu takımların başarılı olmalarının sebeplerinden biri de iyi bir ligde yer almaları aslında.Bizim ligimiz gittikçe daha kaliteli oluyor.Belki Fransa, Hollanda ve Portekiz liginden daha iyi seviyelere geleceğiz.Tabi bunu zaman gösterecek.

Ajax'ın başarısı kendi altyapılarına olan inançları ve özen göstermeleri ile gerçekleşti.Cruyf, Rijkaard, Michels, Hiddink gibi Hollandalılar dünyada ses getirdiler.Bir Dutch ekolu var Avrupa futbolunda.Galatasaray'ın da bir ekole ihtiyacı var.Son Avrupa şampiyonasında Milli takımımızın, maçın son düdüğüne kadar maçı bırakmaması, mücadelesi, Dünya kupasında Brezilya gibi bir takıma karşı üstün oynanan futbol ve 2000 yılında iki muhteşem kupanın kazanılmasını sağlayan hücum press ile göze hoş gelen hücum futbolu...Bu olup bitenleri harmanlamalı Galatasaray ve pekiştirmeli.Üstüne koymalı.Bu Avrupa'da Dev olmak adına önemli ve gerekli bir konu.

Galatasaray büyük takımlar arasına girecekse, önünde çok uzun bir yol var aslında.Gerçekten Ajax gibi futbolda bir devrim yaratabilir Avrupa'nın doğu ucunda...Batıda Porto, Doğusunda ise daha iyi bir Galatasaray.

Uzun bir yol var ama nedir bu uzun yol? 4 sene sonra gelmişti kupa Fatih Terim ve efsane futbolcularla.Böyle mi?Nedir yapılması gerekenler?Naçizane açıklamaya çalışayım fikirlerimi.

Galatasaray öncelikle işe tepeden başlamalı.Yönetim bazında olgun insanlara ihtiyaç var.Söylemler yerine iş yapan, proje üreten ve bunların düzgün bir biçimde gerçekleşmesini sağlayacak yöneticiler gerekli.

Tesisleşme ve Merchandising için kaliteli yönetime kavuşmalı Galatasaray bir an evvel.Bu yüzden stadyum ile ilgili devam eden projenin ve önceki projenin yönetimi,planlaması ve uygulanışı tam anlamıyla bir fiyaskodur.

Yönetim demek sadece transfer demek değildir öncelikle bunu çok iyi anlamalı yönetime talip olanlar ve aynı zamanda medya ile taraftar.Tabi ki transfer konusu da oldukça önemli bir konudur ve bu konunda aktif olunması gereken yaş grubu bir takımın ne kadar bilinçli insanlar tarafından yönetildiğine işarettir.

Fe7er gibi Carlos bazında +30 transferler yapmak yerine U20 (20 yaş altı)transferler yapılmalı.

Menejerlik oynayan gençler bile Süleyman Olgun,Mustafa Pekmetek,Sercan Yıldırım gibi transferler yapmaktalar.(oyuncuların iyi ya da kötü peformansları konu dışıdır)U20,U18,U16 transferleri altyapıya kazandırmak gereklidir.Bu açıdan genç/yetenekli oyuncu transferi ya da oyuncu keşifleri en az A takım transferleri kadar önem arzeder. Tabi iyi oyuncu keşifleriniz ya da transferleriniz olsa da yeteneklere yön verecek koçlara ihtiyacınız vardır.Bu yüzden altyapı antrenörlerinin sayısı ve kalitesi artırılmalıdır.

Bunun yanında altyapı tesisleri geliştirilmelidir.Alt yaş kategorilerine oyuncu araştıracak futboldan anlayan ayrıca insanlara(scout)(şu an ki Feldkamp'ın görevi) ihtiyaç vardır.

Bülent korkmaz gibi eski futbolcuların A takıma teknik direktör olmasından ziyade oyuncu bulmaları ya da altyapıda oynadıkları mevkiye göre oyuncuların gelişimi için koç olmaları daha faydalı olacaktır.Eski futbolcular ya da futbolun ''fundamental yönünü'' bilenler, (dikkat edin futbolu bilen değil, yorumcular futbolu bilen kategorisine girer ülkemizde.Futbolu bilen demek iyi hoca, iyi teknik direktör anlamına gelmemektedir aslında ama ülkemizde futbolu bilenler yorumcu olmaktadır, bunun içinde ünlü kulüplerde top oynamak yeterli gibidir.Lütfen Bkz. Rıdvan Dilmen,Hakan Şükür)dediğim gibi futbolun ''fundamental'' tarafını bilen koçları (coach) altyapıya kazandırmak gereklidir.

Pas verme, gelen topu stop etme,top sürme, taç atışı kullanma,kafa topuna çıkma(hakan şükür'ün yapa yapa öğrendiği şey)vs. gibi futbolun birçok temel hareketini öğreterek, yetenekleri üst yaş kategorilerine servis edecek insanlara ihtiyaç var Galatasaray'da. Bu yüzden Teknik direktör olarak A takıma Bülent Korkmaz ya da Tugay Kerimoğlu yanlış tercihler olacaktır.

Takımın efsaneleri, gelecekte olacaksa teknik direktörlük kariyerlerini bu şekilde kazanabilirler.(Bkz Fatih Terim)

Hakan Şükür'ün yorumcu olarak Galatasaray'a katkısı yoktur,bu şekilde asla olamaz ve böyle devam ederse olamayacaktır.Takımın alt yaş kategorilerinde futbolun fundamental yönünü öğretebilecek daha fazla koça ihtiyaç vardır. Altyapıdaki genç oyuncular nasıl kafaya çıkacaklarını Hakan Şükür'den, nasıl Ümit Davala gibi uzun taç atışları kullanacaklarını ve hücum pressi gibi birçok şeyi eski oyunculardan öğrenebilirler.Bir nevi usta çırak ilişkisi... Bkz. Suat Usta.Kendisi Galatasaray'ın altyapısında bir süre görev aldı.Şimdilerde ise Gaziantep Bld.'nin başında.

Genç çocuklar oynaya oynaya elbet birşeyler öğrenir fakat altyapıda öğretilirse oynaya oynaya öğrendiklerini uygulama şansları olur.Taktik zeka ise farklı bir konudur.Fakat taktiksel zeka gelişimi de altyapıda sağlanabilir.

Bu yüzden Bülent Korkmaz gibi sevilen kişilerin, H.Ünsal gibi kalemi sol ayağından zayıf olmasındansa altyapıda koç olarak (dikkat edin koç olarak teknik direktör değil)takıma hizmet etmesi taraftarı daha mutlu,kendilerini Köşe yazarlığından daha saygın kılar.

Ancak Galatasaray camiasında bunun gibi projeleri planlayacak ve düşünebilecek yöneticilerin varlığının sayısı altyapıdaki Berkin,Emre Çolak,Semih,Alparslan,Serdar Eylik ve ismini saymak istediğim daha birçok oyuncu potansiyelinden daha azdır.

İyi transferler yapabilecek bir yönetim elbette arzu edilen birşeydir ancak Uefa kupasını kazanan bir takımın sadece ''Forma Satışı''ndan kazanacağı parayı düşünmek zaten daha iyi transfer anlamına gelecektir.

İşte bu yüzden Galatasaray yönetiminde görev almaya hevesli nitelikli ve vizyonu olan kişiler altyapıdaki yeteneklerden daha azdır.(Bkz.Fatih Gökşen, Lincoln'ün tekrar takıma kazandırılması gerektiği hakkındaki açıklaması)

Bu sebepten ötürü takımın merchandising yönetimi de tam anlamıyla rezalettir özellikle Fe7er'e oranla.

Peki Merchandising nedir?''Tüketiciyi satın almaya yönlendirmek amacıyla uygulanan her türlü aktivite, teknik ve metod merchandising olarak bilinir.''

Daha büyük bir marka olmak isteyen Galatasaray'ın bu alanda yeterli çalışmalara ihtiyacı vardır.En basitinden maç günü forma satışlarında indirim yapılması gibi.Maça gelen taraftar zaten bilet almıştır ve para harcamıştır daha fazla harcamak istemez renkler aklını kör etmediyse.Mantıklı her insan evladı kendi ekonomisini yönetmeye çalışır tüm hayatı boyunca.İktisadi bilimler okuyanlar bu konuda daha iyi yorumlar yapabilirler.Sonsuz imkanlara sahip olmayan insan GStore'daki birçok şeye sahip olamayacak ve bilet almakla yetinecektir/tatmin olma yolunu seçecektir.Bu yüzden birkaç senede bir forma almak zorunda hissedebilir kendini.Her sene forma satın alan da yoktur kanımca.Özellikle Türkiye'de...

Ali Sami Yen'de Trabzonspor ile kupa maçımızın olduğu gün Gstore'a uğradım kız arkadaşıma hediye almak için.Çok samimi olarak söylüyorum, hedefim kendime ve kız arkadaşıma forma almak idi. Kız arkadaşım için sponsorların isimleriyle dolu forma almak yerine günlük hayatta da kullanabileceği mor bir ürün düşündüm/düşündük.Ancak ürünlerin fiyatları ve kalitelerini kıyaslayınca almaktan vazgeçtim.

Özellikle bayanlar için ürün çeşitliliği yok gibi.Özellikle ürün kalitesi konusunda birçok taraftarın benimle aynı düşüncede olduğunu düşünüyorum.Armaların ve yazıların kocaman kocaman her tarafı kapladığı kıyafetler yerine makul armalar ve simgeler daha uygun olacaktır giyeceğimiz ürünlerde.

Nike, Adidas her çıkardığı ürüne kocaman harflerle yazılar ve simgeler döşemiyor dikkat edilirse. Bunun yanında satılmayacak deri bir çantayı vitrine (tabi vitrin demek için bin şahit lazım) koymaktansa, ürün çeşitliliğini sağlamak daha akıllıca olur.Daha söylenecek birçok şey var ama bunları bir kenara bırakarak devam edeyim.

Bilinmesi gerek; reklam da, indirim de merchandising gelirleri artırmanın bir yoludur. O gün maça gitmek yerine(zamanım ve biletim yoktu)gerçekten para harcamak için Gstore'a gelmiş biri olarak eldiven ve çorap alıp çıkmak beni çok düşündürdü. Maç günü forma da indirim olmayacaksa ne zaman satılır o formalar?

Sürümden kazanmakta iyi bir fikirdir ve bunu düşünmek için de profesör olmaya gerek yok elbete.Bence daha kaliteli bir formaya 89 tl verilebilir ama şu an satılanlara değil. Ona yakın paralar verip giyilecek daha kaliteli ürünler almak dururken 'GStore''dan (bunun anlamını da ayrı bir düşünmek lazım madem altyapıdan yerli oyuncu yetiştireceğiz ismini de yerli yapmamız gerek)alışveriş yapmak yerine maç bileti almak daha tatminkar bir para harcama yöntemi olarak gözüküyor.

Eğer pahalı forma satılacaksa formanın kalitesi ve bir özelliği olmalı.Bu diğer ürünler içinde geçerli.Hem çeşitlilik hem de insanları ve takımı ekonomik yönden tatmin etmenin yolları düşünülmeli.

Çünkü Haldun Üstünel 10 tane Elano,20 tane Kewell,100 tane Hagi transfer edemez fakat taraftar yüzlerce bayrak,binlerce forma,milyonlarca uefa kupası/süper kupa anahtarlığı satın alabilir.Yeter ki yaş gruplarına düzgün koçlar,yönetime ekonomiden ve bir kurumu idare etmekten anlayan insanlar gelsin.

Galatasaray yönetimine talip insanlar bu lise mantığından kurtulmalı ve Galatasaray'a düzgün bir yönetim biçimi anlayışı yerleştirmeliler.Bu yüzden Fe7erb0hçe bir cumhuriyettir.

Galatasaray adına F.Rijkaard çok büyük bir şanstır ancak o da tüm hayatı boyunca Galatasaray'da kalmayacaktır!

27 Aralık 2009 Pazar

Bu bir hasret yazısıdır.


Hepsini bir arada görünce insanın derin bir ah! çekmemesi mümkün mü?
Ne var ne yok kazanmış bir kulübün, zevkle izlenen bir takımın müzesinden bu fotoğraf. Her ne kadar tam anlamıyla net bir fotoğraf olmasa da güzelliğin değeri azalmamış.
Anladığınız üzere Barcelona'dan bahsediyorum.Bu fotoğrafa bakınca aslında söze bile gerek kalmıyor.
Hislerim sadece hasret dolu.Bakınca fotoğrafa hissettiklerim, bir denizcinin sevgilisini özlemesine eş.
Her gemi nasıl en sonunda bir limana varırsa biz de sonunda buluşacağız en çok istediğimizle ve hasretimizle
Bir taraftar olarak inanıyorum F.Rijkaard'a ve takımımıza.
Lütfen sabırlı olalım teknik direktörümüze.

Yorumcu mu Teknik direktör mü?Ntv Televole mi oluyor?




Milli takım antrenörlüğü için bir ara adınız geçer gibi oldu...
''Yok, geçmiyor vallahi. Neden geçmiyor onu da anlamış değilim. Ben Milli Takım’ın teknik direktörlüğüne kendimi fazlasıyla yeterli buluyor ve çok da başarılı olacağıma inanıyorum. Ben Türkiye için fırsat olduğumu düşünüyorum ama bunu görmüyorlarsa yapacak bir şey yok. Bu konuyu gündeme de getirmiyorum. Ama Mahmut (Özgener) Başkan'la görüştüm ve alacakları teknik direktör için “Ekip yabancı olacak” dediler. Bir kompleksim de yok, gelirse de elimizden ne geliyorsa yardımcı oluruz. Milli Takım’ın hocası olma beklentim yok onu söyleyeyim. Fakat Türkiye'de bu işin birkaç isim üzerine yoğunlaşması da Türk futbolu adına doğru değil. Mesela Yılmaz Vural’ın bir demeci var, "Fatih Terim, Şenol Güneş, Ersun Yanal, sıra bende" Dört yerli hoca var, dördüncü benim diyor sanki bu hoş değil. Ertuğrul da (Sağlam) Tolunay da (Kafkas) bu görevi başarıyla yapabilir.''


Hafif televole tadında sorular ve yanıtlar ile Ntv ye vermiş olduğu röportajda bu yanıtı vermişti.Sonrasında haberin altında yorumlar fışkırdı adeta.
''Ntv'' ve ''televole tadında'' kelimeleri aynı cümlede sanki biraz yanlış mı duruyor?Sanki evet ama son zamanlarda ntvspor haberlerinin bazılarında başlıklar, içerikle uyuşmayan bir hal aldı.Benim takip ettiğim ve haberlerinin kaliteli olduğu yedi cihan tarafından kabul görmüş bir haber portalının spor servisine yakışmayacak seviyede haberler çıkmaya başladı.
Bazı merkez medyanın internet sitelerinde daha fazla hit almak adına yaptıkları çeşitli hatun resimleri yayınlamak ya da haber ile ilgisinin olmadığı, olsa da sadece teğet geçme hali ile dikkat çekici başlıklar kullanılması gibi yayınlar çıkmaya başladı ntvspor editörlerinden.
Umarız düzelir bu durum.
 Şimdi Rıdvan Dilmen hakkında eleştirel bir yazı daha yazıyor olacağım belki de.Tekrar edeyim herhangi bir garezim yok kendisine.
Ama...
 Geçtiğimiz günlerde Rijkaard eleştirisinde B planından bahsetmişti.Ve sonunda öğrendik.
'Şeytan'' Rıdvan'ın B planı demek ki milli takımın başına geçmekmiş.Genellikle ''Rıdvan Hoca'' deniyor, dikkat edilirse kendisi uzun süredir yorumculuk yapmaktadır.Önce bunun farkına varalım.
Bu arada futbol bilgisi ayrı bir şeydir takım çalıştırmak ise farklı bir bilgi birikimi ister. Hele de bir milli takımı çalıştırmak daha farklıdır.Öncelikle iyi bir teknik direktör olmanız,güzel başarılara sahip iyi bir kariyeriniz olması beklenir.
Bazıları diyecektir, Rıdvan iyi bir hoca, onunda başarıları mevcut.Evet bir başarısı var.98/99 sezonunda Vanspor'u süper lige çıkardı.99/2000 yılında Fenerbahçe'nin başında 11 maçta mağlubiyet görmeden, Uefa kupasında deplasmanda golsüz beraberlik sonrası Kadıköy'de 2 gol ile mağlubiyet yaşayarak MTK'ya elendi. Bu yüzden Fenerbahçe'deki görevinden ayrılmak zorunda kaldı ya da kovuldu.Hoş gerçi o sene Fenerbahçe 3 teknik direktör değiştirmişti. Daha sonra sırasıyla Altay,Adanaspor,Karşıyaka.Bu ikinci lig takımlarında herhangi bir başarısı yok.3 yıl içinde 3 takım değiştirdi. 2003 yılından buyana nerdeyse 7 senedir herhang bir takım çalıştırmıyor.
Avrupa kupalarında herhangi bir takımın başında sadece 2 maçta teknik direktörlük yapmış birinden söz ediyoruz ve Avrupa'da galibiyeti yok.
 Vanspor'u süper lige taşımak meziyetse eğer, her sene BankAsya 2.liginden Süper lige 3 takım çıkıyor.Eğer başarı kriterimiz ve bakış açımız bu ise, her sene 3 tane milli takım teknik direktör adayımız oluyor demektir.Herhalde Sn.Rıdvan Dilmen'in kariyerinin neden milli takım teknik direktörlüğüne yetmeyeceğini buradan anlayabiliriz.
 Ayrıca milli takım teknik direktörü tarafsız olmak zorundadır.Herkes onun için tarafsız ve iyi yorumcu diyor. Kasımpaşa-Fenerbahçe 3-1 maç sonucu Ntv'de kendisinin vücut dilini okumaya çalışmanızı tavsiye ediyorum. Bir de yukarıdaki fotoğraf tarafsızlığı konusundaki şüpheleri artırmaya yetecektir. 
Rıdvan Dilmen Türkiye ortalamasının üzerinde bir yorumcudur burası kesin fakat yorumculuk konusunda takip ettiğim çoğu blog yazarı Türkiye'deki yorumculardan daha iyi yorumlar/çıkarımlar yapıyorlar.
 Yorumculuk bir kriterse, milli takıma teknik direktör olacak aday sayımız daha fazla ve daha kaliteli anlamına gelir.
Şimdi asıl soruyu sormak gerek kendisine:
 Siz Yorumcu musunuz, Teknik direktör mü?

19 Aralık 2009 Cumartesi

Rıdvan Dilmen: ''Rijkaard'ın B planı yok''



Sevgili Rıdvan DİLMEN böyle buyurmuş.
Şimdi düşünelim ”Şeytan” Rıdvan'ı Galatasaray’ın teknik direktörü yapalım.
Rijkaard'ı da, Radikal gazetesinde yazan Joost Lagendijk gibi medyamıza devşirme bir spor yazarı.

Bir hayal edelim lütfen.
Sizce Rijkaard, Rıdvan Dilmen’e B planı yok der miydi?
Kesinlikle demezdi!
Neden mi?Cevap çok basit!
Çünkü Rıdvan Dilmen'in bir B,C,D planı olurdu.İşte bu, Rijkaard ile Rıdvan Dilmen ya da medyamızdaki diğer über! spor yazarlarının arasındaki farktır. Bunu söylemezdi Frank Rijkaard, çünkü Rıdvan Dilmen'in aksine, bir kulüp çalıştırmanın yolunu arardı.

Amacım Sn. Rıdvan Dilmen’i yermek değil bunu baştan söyleyeyeyim.Kendisi tarafgir olmayan nadide yorumculardan.En azından böyle görünüyor ya da olmaya çalışıyor.(Fenerbahçenin 3-1 kaybettiği Kasımpaşa maçı sonrasındaki ekrandaki vücut dili her ne kadar farklı düşünmeme sebep olsa da ben aksini düşünmek istiyorum,şimdilik)

Türkiye'deki yorumcuların yorum sağlıkları ve gelecekleri açısından bakmak istiyorum.Elano’yu Manchester City'de ve milli takımında izlemedim diyerek,Keita gibi bir futbolcunun varlığından Galatasaray'a transfer olduğunda haberdar olarak,Nonda'yı bir maçta 3 gol attı diye göklere çıkarmanın, ya da başka oyuncuların/teknik direktörlerin/hakemlerin hakkını vermeden ve onları yeterince bilmeden, objektiviteden uzak yergilerin, yorumculara kaybettireceğini düşünüyorum.Öyle yazarlar var ki bazı bloglar ve çeşitli internet ortamlarında, (kusura bakmasın Sn. Dilmen ve diğer medyadaki yorumcularımız)insanı düşünmeye sevkediyor acaba ekranda bulunanlarla yer mi değiştirseler diye.Ekrandaki yorumcuların bazı harikulade yorumları kendi izlenme oranlarının ve saygınlıklarının azalmasına sebep oluyor/olacaktır.
Konuya dönersek,Rijkaard’ın belki de asla bir B planı olmayacaktır.Zaten olmadığını geçtiğimiz yıllarda Hem Hollanda'nın en eski kulübünün küme düşmesine sebep olarak hem de Barça ile şampiyonlar ligini kazanarak ortaya koydu.
Tabi bu sebepten ötürü, Rıdvan Dilmen belki de yanlışlıkla doğruyu söyledi. İşaret ettiği bizim ligimizdeki Galatasaraydı ama bence tesadüfen doğruyu bildi. Bugüne kadar B planı olmadan oynamıştı Rijkaard.Aslında burdan Rıdvan'ın futboldan iyi anladığı sonucunu çıkarıyoruz.Rıdvan diğer bazı yorumcuların aksine takımları okuyabiliyor.Ama Şeytan Rıdvan'ın dünyanın geri kalanından haberi yok. Dikkatli izlenirse Güntekin Onay'a soruyor zaman zaman ligteki oyuncuları bile.Hatta biraz daha ileri gidip şunu söyleyebilirim.Zaman zaman yorumlarında yanlışlara düşecek gibi olurken, Güntekin Onay toparlıyor.
Neyse,asıl değinmek istediğim konu ise daha başka.
Yorumcuların, tv karşısındaki milyonlara karşı tesir güçlerini belirtmek istiyorum.Bir teknik direktör/yönetici/futbolcu ve özellikle hakem hakkında yorum yaparken, gerçekten sağlıklı ve doğru çıkarımlar yapmalılar ekrandakiler.
Hele hele Rijkaard'ı eleştirecek iseler bence iki değil,  üç-beş defa düşünmeliler.
Rijkaard’ı abartmak değil amacım ama ya bugüne kadar söylenen sözler az ise bu kıvırcık saçlı adam için? Barcelona’yı hayranlıkla izleyen milyonlarca insan yok mu ayrı ayrı kıtalarda! Ve o takımın bu derece hayranlıkla izlenmesine sebep olanları; Messi'yi, Puyol'u,İniesta'yı ortaya çıkaran ve parlatan bu Rijkaard değil mi?
Belki de Michels ve Cruyf bile hikayedir ve Rijkaard gerçekten über bir adamdır, onlardan 3-5 gömlek daha iyidir.‘God of the football’ dur belki o. Arsene Wenger,Ferguson yıllardır aynı takımların başındalar.Onların başarılarını ve Rijkaard’ın başarı süresini kıyaslamalı belki de yorum yapmaya teşebbüs etmeden evvel.
Hala insanlar Cruyf diyor,Michels diyor, .Arsene Wenger demiyorlar ya da Ferguson demiyorlar.Hayran olunan insanlar son ikisi değil.
Belki de bir daha asla bu kadar yetenekli ve gelecek vadeden bir teknik direktörün, ülkemize gelmeyeceğini ya da böylesine bir kariyere ve yeteneğe sahip bir hocanın olamayacağını düşünürsek, olur da bazı başarısızlıklar sonucu medya baskısı yüzünden Rijkaard'ın Türkiye’den ayrılmasına sebep olacak yorumcuların başında Sn.Rıdvan Dilmen ya da onun gibi diğer yorumcular olacaksa, bu Rijkaard’ın değil Türk futbolunun kaybı olacaktır.

Bu yüzden, hem galatasaraylılar hem de akıl ve izan sahibi insanlar olarak, bu adamı yersizce eleştirmeyi kendinde hak gören insanlara pabuç bırakmayalım diye düşünüyorum.İkinci bir Aragones vakası olmamalı.Türkiye'nin kapatılan partiler mezarlığı olduğu gibi, futbol takımları da teknik direktör çöplüğü olmamalı. Özellikle bu Galatasaray hiç olmamalı. Arsene Wenger ve Ferguson'dan istikrar diye bahsedilmesinin sebebi budur ve unutmayalım ki Rijkaard'a Barcelona 5 sene sabretmiştir.Bizim müzemizde 
5-6 tane şampiyonlar ligi kupamız yok ve bu yüzden daha fazla sabretmeliyiz. Bu kupa gelecekse Rijkaard ile gelmesi çok ama çok muhtemeldir.O olmasa takımın başında zaten bekliyor olacağız.Rijkaard'ın sistemi ile o kupayı beklemek en doğrusu olacaktır.

Şimdi, A-B-C-D planlarıyla değil gerçekler konuşulmalı.Biz Türkler kendimizi de dünyadan o kadar ayrı görmemeliyiz.Şu özlü! sözlere bakalım şimdi.

-''Efendim burası Türkiye, burda herşey farklı''
-''Bizim ülkemizin ve futbolcularımızın yapısı farklı''
-''Maçlardan önce kampa girmeli bizim futbolcularımız, bu ülkede böyle, Rijkaard burayı Barcelona sanıyor''

Bunlar boş cümlelerdir.

Ülkenin ortalamasına Şeytan Rıdvan'ın değişiyle ”gol olur” bu cümleler ama asıl golü, ne Rijkaard ne Rıdvan Dilmen ne de kendisi gibi yorumcular değil Türkiye’nin cahilliği yiyecektir.
İster Galatasaraylı ister Fenerbahçeli ya da isterseniz diğer futbol takımlarının taraftarı olun, ortada bir gerçek var.O da çok iyi bir teknik direktörün ülkemize gelmiş olması.
Bu adam sadece Galatasaray'a değil Türk futboluna bir lütuftur.
Galatasaray yönetiminin iyi işler yapması ve Rijkaard'a her ne olursa olsun sabretmeleri halinde takımın, Portekiz ligindeki Sporting Lisbon,Benfica ve Porto gibi oyuncularını Avrupa'ya gönderen, Everton,Tottenham gibi oyuncu yetiştiren, Ajax gibi altyapıya dayalı (ki Barça bile altyapıya önem vermeye başladı) ve Avrupa'da artık daha da korkulan bir takım olacağını ve kupa ya da kupalar geleceğini görmek çok zor değil.

Ve önümüzdeki yıllarda bu gerçekleşirse ne Hagi ne de Fatih Terim artık şaşalı şekilde hatırlanmayacaktır.


Çünkü daha büyük yıldızlar tarihte yerini alacaktır.

18 Aralık 2009 Cuma

Eğer onu sevmezseniz, söylediği gibi: You're so gay, you're so gay!..

Kendisine birazcık kulak vermenizi şiddetle tavsiye ediyorum.Yeni Madonna diyenler oldu ona...

Madonna'nın kendisi için bir idol olduğunu belirtti sonrasında ise popun eski kraliçesi Madonna onun hakkında güzel demeçler verdi.

Ben her ne kadar kendisini geç keşfetmiş olsam da belki bilmeyenler vardır yazayım dedim. Asıl adı Katheryn Elizabeth Hudson olan, hem ses hem de fiziki açıdan bu güzelliği (kız arkadaşım duymasın) paylaşmak konusunda kıskançlık etmek istemedim.Sitesine girdiğinizde ilk çalan şarkı ''waking up in vegas'' insanı canlandırmaya yetiyor, tabi birkaç tıklama sonrasında resimlerine ulaştığınızda canlanmak kelimesi belki yetersiz kalabilir ama yine de google da aradığınızda daha sempatik fotoğraflarına ulaşıyorsunuz. Sempatiklik demişken ''Hot and cold'' adlı şarkısına ait video klibi izlemenizi tavsiye etmekten geri kalamayacağım.Gelinlikle peşinden koştuğu klipteki erkek arkadaşının yerinde olmayı düşündüyseniz, kendisinin 1984 doğumlu olduğunu, büyülü bir dünyada yaşadığını ve kendisinden büyük biriyle de bu yaşadıklarını paylaşmayı ve evlenmeyi düşündüğünü ilan ettiğini de belirtelim yeri gelmişken.Her ne kadar yaşım tutsa da, Amerikalara kadar gidemeyeceğim, eğer çok istiyorsa gelinlikle benim peşimden koşmasını beklemeyi planlıyorum.

Kendisini çok sevdim, tüm gün onu dinleyip durdum, tüm kliplerini izledim, hakkında tüm internet içeriğini hatim ettim diyorsanız, sonunda benim blogumuda bulup okuduysanız ve bu da yetmediyse size, o zaman twitterda kendisini takip etmenizi öneriyorum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...